15 Mart 2015 Pazar

Nublu Sıraselviler'de / Frankie Chavez

Caz adına İstanbul'da düzenlenen etkinliklerden en sevdiklerimden biri Garanti Caz Yeşili. Bu kapsamda hem farklı alanlarda performanslar gerçekleştiriliyor, hem de güzel bir seçki sunuluyor.

Garanti Caz Yeşili'nden dün akşam dinlediğim konser Frankie Chavez'indi. Nublu'nun Sıraselviler Caddesi'ndeki yeni mekanında gerçekleşti konser. Müzikten anlayan ve mekan işletme kültürü olan bir yönetime sahip olduğunu her yerden belli eden bir mekan. Sıraselviler'in bu bölgesi bir süredir atıl halde kalsa da, Cihangir ve Asmalımescit ruhunu başarıyla yansıtan bir mekan olmuş buradaki yeni Nublu.

Mekanla ilgili ilk gözlemim: Nublu'ya girmek için Gradiva otelin lobisinden geçmek zorunda olmayı sevmedim. Çalışanlar gayet yönlendirici ve şık olsa da otel lobisine ait klasik soğukluk hissi, caz konseri öncesi enerjiyi düşürüyor. Bununla birlikte, mekanın dekorasyonu başarılı olmuş. Nublu, profesyonelce düzenlenmiş ses ve ışıklandırma sistemine sahip. Konser alanına yönelik tek olumsuz eleştirim sahnenin konumuna yönelik. Konser izlenen bölümde ara bölümlerin ve asma katların olması güzel tasarlanmış. Yalnız, konser izleyicileri için belirlenen ana bölüme ait girişlerin sahneye çok yakın olması, bazı anlarda konser keyfini bölüyor. 1-2 sene önce kapanan Ghetto'nun da buna benzer bir sahne konumu vardı. Konsere geç gelenler, sahnenin yanındaki kapıdan salona girmek zorunda kalıyorlardı ve bu da izleyicilerin dikkatini dağıtıyordu.

Frankie Chavez'in sahne performansı çok dinlendiriciydi. Gösterişsiz ve sakin bir sound, neredeyse akustik bir konser. Chavez'in Türkiye'deki ilk konserini böyle rahat bir ortamda izledik. Daha önceden Frankie Chavez'i bilmiyor olsam da, hem bu konser hem de soyadı sayesinde artık aklımda kalacak bir cazcı öğrendim.

12 Mart 2015 Perşembe

Stats.

right now there are more than 1.2b websites online and 7.2b people alive.

if you don't like smt, smb

just go on! move on!

11 Mart 2015 Çarşamba

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...

Barış Bıçakçı hikayesi. Bu kitap hakkındaki ilk tavsiyem, bir oturuşta okuyup bitirecek bir zaman ayırın kendinize ve öyle başlayın. Kitabın arka kapağında biraz ipucu veriliyor, ama okurken ilk 10 sayfada çok rahat anlayacağınız üzere, çok fazla minik hikayenin (hatta hikaye kesitinin) bir araya gelmesinden oluşan bir kitap. Karakterler sürekli değişiyor, olaylar bir noktadan başka bir yere bağlanıyor. Okurken kafanızı hiç yormayıp önceki sayfalara dönmeyip sadece okuma zevkini yaşayarak bitirin kitabı. Sadece okuduğun cümle var, ne öncesi ne de sonrası.

Kitabı dün alıp aynı gün içinde bitirdim, aklımda çokça yarım hikaye ve onların devamını kendi kafamda tamamlayarak dün gece uykuya daldım.

Barış Bıçakçı daha önce okuduklarım: Sinek Isırıklarının Müellifi, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Bizim Büyük Çaresizliğimiz.
BBÇ hem film, hem de kitap olarak favorilerimdendir. Bununla birlikte, Barış Bıçakçı'nın diğer iki kitabını da sevmiştim. Onlar hakkında da kısa kısa notlarımı düzenlediğim zaman buraya link olarak ekleyeceğim.

Bu arada, bu kitabı tamamladıktan sonra, kapağı tekrar incelemeyi unutmayın; bence nice hikaye orada devam ediyor aslında.


Alıntı:
"Bir su bardağının içinde açık mavi ve pembe renkli kağıtlar duruyordu. Pervin bunlardan biriyle kaşığını silecek olmuştu, 'Korkma, ölmezsin!' demişti Hasan. Herkes, dünyadaki herkes, böyle eleştirir, rahatsız eder birini. Herkes yapar bunu. O da yapmıştı."


"'Ama yalnız kalıyorsun burada.' dedi. 'Yalnız kalıyoruz.' diyemedi."

Mart 2015

4 Mart 2015 Çarşamba

Huzur

Yakın zamanda Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü bitirdikten sonra, vakit kaybetmeden Ahmet Hamdi Tanpınar'ın diğer romanlarına devam etmeye karar vermiştim. Bu kitabı bu sene kendime yaşgünü hediyesi olarak aldım:) Araya başka bir-iki küçük kitap girse de Huzur'u bugün bitirdim.

Kitabın kapağında, ana hikaye "huzura kavuşmak için iç nizamı aramak" olarak tanımlansa da bence burada iç nizamdan çok daha fazlasına yönelik bir arama mevcut. Kısaca betimleyecek olsam, kısa bir zaman içerisinde geçen bir arayış romanı derim.

Mümtaz ile Nuran arasındaki aşkın her aşaması ayrı bir duygu değişimi yaratıyor. Aslında, Mümtaz'ın yaşadığı huzursuzluk günümüzde etrafımızda gördüğümüz keyifsizliklerin çok güzel (ve belirgin) bir yansıması. Kendimizi mutlu edecek gerçekliğin farkındayız, ama ona ulaşma yolumuzu bilmediğimizden çok fazla kayboluyoruz. Belki de bu arayışı, Mümtaz'ın örneğindeki gibi daha huzurla ve sakince yapsak, duygularımızı daha doğal yaşayacağız. Şahsen, bir süredir bu durumumu devam ettirmeye çalışıyorum, ki burada minik bir dipnot olarak yer alsın bu da sadece.

İlk önce temel bilgileri edindikten sonra, "Bilir misiniz, ben sizi hiç yabancı saymıyorum. O kadar çok müşterek tanıdık var ki arada." diye başlayan bir ilişki karşılıyor romanın gelişme bölümünde bizi.

Romanda en sevdiğim bölümlden biri:
Alıntı:
"Hiçbir meselede (onun) hayatını tasarrufa kalkmamıştı. Sevginin insan hürriyetine bir tecavüz olmamasını istiyordu. ... ömrünü ve hayatını ona hediye ettikçe, o tıpkı eski ve cömert Abbasi halifeleri gibi hepsini birden kabul ediyor, sonra yine ona iade ediyordu. 'Benimdir, fakat sende kalsın.'"

Başka bir alıntı:
"... o kadar çok şeyden bahsediyorum ki... Fakat ne yapabilirim. Madem ki o benim için artık her şeydir, o halde bütün kainatımla ona taşınacağım!"

Ardışık okuduğum Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir ve Huzur arasında ilk tercihim halen değişmedi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü. O romanın doğaüstü bir etkisi var.

Mart 2015

28 Şubat 2015 Cumartesi

Richard Stallman / Özgür dijital toplum

İnternet bizi özgürleştiriyor mu, dijital dünyada ne kadar temkinli olmalıyız soruları temelinde dün akşam Richard Stallman'ı 3 saat boyunca Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul'da dinledik. 3 saat boyunca aralıksız konuşması, önemli olan çok fazla konu arasında ilgisiz olarak dağılması konuşmayı takip etmeyi biraz zorlaştırsa da bilmediklerimi öğrenmek ve zaten bildiğim konularda da Stallman yorumunu dinlemek keyifliydi.

Aldığım notlardan kısa kısa:
Malware örneği olarak Windows işletim sistemini düşünebilirsiniz. Malware, isteğiniz dışında arkaplanda işlemler yapan programdır, Windows da bu şekilde çalışıyor. Keza, Mac OS da Windows'tan farklı değil. Apple işletim sistemine, iOS ya da Mac OS, sadece Apple'ın onayladığı programlar yüklenebiliyor. Şayet başka program yüklemek isterseniz, jailbreak denilen işlemi yapmanız gerekiyor. Diğer bir deyişle, işletim sisteminin orijinal hali jail olarak tanımlanıyor.

Free software: İki çeşit yazılımdan bahsedebiliriz, kullanıcının kontrol ettiği programlar ve kullanıcıyı kontrol eden programlar. Siz bir programa ücret ödüyorsanız, o program sizi kontrol etmeye başlamıştır.

Angry Bird de bir çeşit malware'dir. Program çalışması için ihtiyacı olmasa da sizin konum bilginizi sürekli raporluyor.

GNU: Gnu Not Unix kısaltmasını direkt kendisinden duymak önemliydi.

15 yıl önce internetin yaygınlaşmaya başlamasıyla, sansürü kıracak önemli bir araç olarak interneti görüyorduk. Ama şu an her türlü gözetim ve kontrol internet ve mobil cihazlarla sağlanıyor.


Herhangi bir Apple cihazla fotoğrafının çekilmemesini rica ettiği için, konuşma anından fotoğraf paylaşamıyorum:) Onun yerine etkinlikten bir sticker.

27 Şubat 2015 Cuma

Yok değişmemişimdir

O gün biraz erken uyumaya karar vermişti, yatağa yatıp karanlıkta kalınca biten günü ve ertesi günü düşünmeye başladı. Yarın acaba neler yapması gerekiyordu? "Berbere gitsem mi?" diye düşündü. "Sakallarımı biraz kısaltsam iyi olur... İyi olabilir mi? Sakallarım. Sakallarım. Yüzüm..."

Böyle bir düşünce içine girdi bir anda, sonra düşünmeye başladı. Neredeyse son üç haftadır kendi yüzünü görmemişti. Yeni taşındığı evine asması gereken boy aynası ve lavabo aynasını henüz monte etmemişti. Tamam, bunu biliyordu; ama hiçbir yerde de mi aynaya denk gelmemişti son 20 gündür? Bir süredir dışarıya fazla çıkmayı istemiyordu. Çıksa da kalabalık mekanlara gitmiyordu. Demek ki asansöre bile binmemişti bu süre boyunca. "3 gün önce arabayla Kadıköy'e gittim, evet arabanın aynasında bir kere kendimle göz göze geldiğimi şimdi hatırlıyorum. Ama o zaman da aynadan tüm yüzüme bakmadım." diye bir kez daha hayret etti.

Uykuya dalmadan önceki son sözleri: "Bu kadar uzun süredir kendimi görmemişim, böyle böyle düşünürken şimdi artık çok geç oldu, yarın erken kalkayım da kendimle yüzyüze geleyim."

Uykudan önceki son sözleri: "Şimdi güzelce uyuyup sabaha dinç uyanmalıyım, ne de olsa uzun süreden sonra kendimle yüzyüze geleceğim, umarım çok değişmemişimdir."

23 Şubat 2015 Pazartesi

Toplumsal cinsiyet bilinci, ama yüzeysel

Toplumsal cinsiyet (gender), ayrımcılık ve şiddet farkındalığımızın yine yüksek olduğu günler yaşıyoruz. Ama şu var ki bu memlekette her köşede karşımıza çıkan ve artık örneklerinden bahsetmenin bile abes olduğu ikiyüzlü tavır burada da kendini gösteriyor. İnsanlar sadece kendilerine yakın buldukları ve zaten kurbanı, mağduru ya da yaşam şeklini onayladıkları durumlara karşı yüzeysel tepki gösterip bu protestolarında bile kendilerinden olmayanı aşağılayıp yok saymaya devam ediyorlar. Aslında toplumsal cinsiyet ve ayrımcı tutum her yerde var ve kadın-erkek günlük konuşma dillerinizi bile değiştirmeden, sadece siyahlara bürünmenin prototip tepki mekanizmaları ile kendinizi masum ilan edemiyorsunuz.

Dün gece Oscar ödül töreni izlerken, bir süre önce izlediğim şu video ve okuduğum yorum bir kez daha aklıma geldi. Bu videodaki kadın sanatçıların tepkisi, bazılarınız için çok önemsiz gelebilir; insanlar öldürülürken kendilerine sorulan soruya kızmalarını anlamsız bulabilirsiniz. Bunu diyerek kendi ayrımcı dilinize zemin hazırlasanız da bir gerçek var: Şiddet ve ayrımcılık dilde başlıyor.

tell me about your dress...
Video hakkında detaylar ise şurada: http://mic.com/articles/110338/12-women-who-had-the-perfect-response-to-sexist-questions

22 Şubat 2015 Pazar

Emotional first aid / TEDx

After having a long Saturday night music and partying till late hours, today I just decided to have a lazy Sunday morning alone at home. I clicked my TedTalks app, and started a random video. Completely by chance I watched this video about emotional pain and loneliness. I like the "emotional first aid" and "psychological wound" expressions. Despite the video has quite some clichés, I like the main idea-maybe it's quite related to my recent mood, but I don't exactly know the reason.

20 Şubat 2015 Cuma

Nicelik'te kaybolmak...

Belki en iyi arkadaşımızın telefon numarasını, doğum gününü artık ezbere bilmiyoruz; ama şu anda kaç tane facebook arkadaşımız olduğunu, instagram-twitter takipçi sayımızı, last seen online'ı ezbere söyleyebiliyoruz.

Niceliği yüceltirken, niteliği kaybettik:/

17 Şubat 2015 Salı

"Yerli diziler, yersiz uzun" / Evet, halen.

Çok uzun süredir televizyon izlemiyorum. Kendisiyle ara ara karşılaşmalarımız oluyor elbette; ama evimden ve hayatımdan TV'yi çıkarmamın üzerinden herhalde 10 yıldan fazla vakit geçmiştir. Tematik kanal olsa bile televizyondaki sinema seçimlerini genelde sevmiyorum, dizi izlerken sezon sezon gidip bir oturuşta birkaç bölüm izlemeyi tercih ediyorum, televizyondaki yarışma programlarını gördüğümde oradaki insanların kendilerini düşürdükleri duruma üzülüp sonra onlara kızıyorum. Zaten bu kategorileri de silince, TV'de izleyecek bir program kalmıyor geriye.

Son 5 yıl içerisinde takip ettiğim tek yerli dizi Leyla ile Mecnun'du. Bunun da neredeyse tüm bölümlerini internetten izledim. Onur Ünlü'yü hem bu diziden dolayı, hem de öncesi ve sonrasındaki filmlerinden dolayı çok severim. Bu yüzden, bu sezon için yeni dizi hazırlıklarına başladıklarından beri Beş Kardeş'i merak ediyordum. Bu akşamki ilk bölümünü, televizyon yayın saatinde izleyeyim, dedim.

Yerli dizler yersiz uzun

Bu seferki dizinin hem genel konusu, hem de Ay Yapım olmasından dolayı eski Onur Ünlü tarzından farklı olacağını tahmin ediyordum. Anaakım dizilere benzese de klasik bir primetime aile dizisinden iyi olur diye düşünüp izlemeye başladım. Ama, olmadı. İlk bölümü bitirmek için biraz sabretsem de yarıya kadar dayanıp kapattım. Elbette bir diziye pilot bölüme göre nihai karar vermek doğru değil, ama yine de o kadar çok tekrar ve klasik yerli dizi figürü vardı ki sıkıldım. Şimdi kontrol ettim, bölüm 140 dakikaymış! Bu kadar süreyi doldurmak için her şeyin gereksiz yere tekrarlanması, sıkıcı konuşmaların eklenmesi zorunlu hale geliyor.

Taksici ya da başka bir esnafla konuşmayla başlarken, "Abi sizin işiniz de çok zor be" klişesini kullanır gibi, dizi sektöründe özellikle kamera arkasındaki kişilere de "Yerli diziler, yersiz uzun" lafını söylerim; klişe olsa da inanarak, gayet içten şekilde. Merak ettiğim bu dizinin ilk bölümünü izlerken bile sıkılınca, buna bir kez daha inandım.

12 Şubat 2015 Perşembe

Tüm dezavantajları yok edebilsek

Bu videodaki Duyan Eller projesi doğrudan bir markaya ait olsa da gittikçe toplumsal ve kurumsal seviyede duyarlılığın yükselmesi bakımından çok etkileyici.


Bir de bu vesileyle "Be My Eyes" application'ınından da en az bu kadar etkilendiğimi eklemek isterim. Yaklaşık 1 ay önce kaydolduğumda 3k civarı sighted kullanıcı varken, şu an 129k olmuş. Şimdilik sadece iOS'ta mevcut olan sistemin pratik bir işleyişi var. Bu uygulamayı iPhone'a ya da iPad'e yükledikten sonra, görme engelli olup olmadığınızı seçiyorsunuz. Ardından, görme engelli kişiler yardıma ihtiyaçları olduğu zaman, kendilerine yardım edecek biriyle eşleşiyor. Kameraya gösterdiği bir nesneyi karşı taraftaki kişi ekranında görüp sesli olarak tasvir ediyor. Bu yardım, yiyecek paketinin üzerindeki son kullanma tarihi, bir renk tanımı ya da etiketin okunması olabilir. 1 dakikalık bir yardım ile bir kişinin hayatını çok kolaylaştırabilirsiniz.

Gün gelecek medeni bir dünyayı yarattığımız zaman, böyle olaylardan etkilenmeyeceğiz ve zaten olması gerektiği gibi herhangi bir farklılığın yaşamı zorlaştıracak bir dezavantaj olmadığını hissedeceğiz.

10 Şubat 2015 Salı

"Multitasking" bir tuzak

Aynı anda çok sayıda iş yapmaya çalışmak, zaman kazandırır mı, zarar mı verir?

Multitasking: Bilgisayarın aynı anda çok sayıda görevi sürdürebilmesi özelliğinden gelen ve günümüzde çeşitli alanlarda kullanılan terim.

Peki, insan beyni multitasking çalışmak için uygun mudur?

Bir süredir bu konu hakkında çeşitli yazılar takip ediyorum, bunlar arasında en kapsamlı bulduğum etkileyici bir makaleyi yorumlarımla birlikte paylaşmak istiyorum.

The Guardian'da geçen ay yayınlanan bu makale, insan beyninin aynı anda farklı işleri yapmak için uygun olmadığını, görevler arasında hızlı da olsa her geçiş işleminde önemli ölçüde verim kaybettiğini açıklıyor. Birden çok görevi yapmaya çalışan beyin, stres hormonu salgılıyor ve bu durum yaratıcı düşünme sürecini yavaşlatıyor. Bilgisayarda çalışırken, sürekli gelen bildirimler ve telefon üzerinden gelen diğer uyarılar yüzünden, beyin sürekli olarak kendisini bir mücadelenin içerisinde buluyor. Ayrıca, multitasking esnasında karşımıza çıkan çoğu görev için bir karar verme mekanizması işletmemiz gerekiyor. Gelen bir uyarıyı inceleyip o konuda ne yapılması gerektiğine karar verme zorunluluğu da ayrı bir sorun yaratıyor. Hatta o uyarıyı inceleyip neticesinde herhangi bir eylem yapmama kararı vermek bile beynin devam eden diğer işleyişlerini sekteye uğratıyor.
İş hayatıyla ilgili bazı durumlarda mecburen birden çok fazla işi aynı anda değerlendirmemiz gerekse de ben bu durumu özellikle bir süredir kişisel hayatımdan uzak tutmaya çalışıyorum. Sevdiğiniz kişilerle vakit geçirirken, telefon ve sosyal medyayla ilgilenmeyi bırakmak bu konuda verebileceğim ilk tavsiye. Aslında kişisel hayatında, içten içe herkesin rahatsız olduğu, ama adım atamadığı bir durum bu. Bir adım atınca, gerisi geliyor.

Bu makalede hoşuma giden konulardan biri de günümüzde herkesin, kendi istediği zaman başkasına anında ulaşabilmeyi kendinde bir hak görmesi.
"This has created an implicit expectation that you should be able to reach someone when it is convenient for you, regardless of whether it is convenient for them."

İletişimin mecralarının değişmesiyle birlikte, mesajların içerikleri de değişiyor.
"Most people under the age of 30 think of email as an outdated mode of communication used only by “old people”. In its place they text, and some still post to Facebook. They attach documents, photos, videos, and links to their text messages and Facebook posts the way people over 30 do with email. Many people under 20 now see Facebook as a medium for the older generation."
Bu da etkileyici başka bir tespit.

Biraz uzun bir yazı, konu ilginizi çekiyorsa okumanızı tavsiye ederim.
The Guardian'daki yazıyı okurken, ne gelen Whatsapp mesajlarımı kontrol ettim, ne de Facebook bildirimlerini inceledim. İnternette yapılabilecek o kadar çok şey varken, beynimizi multitasking tuzağına düşürmemek lazım.

Makale:
Levitin, Daniel J. (2015). Why the modern world is bad for your brain, The Guardian. 18 Ocak 2015.
http://www.theguardian.com/science/2015/jan/18/modern-world-bad-for-brain-daniel-j-levitin-organized-mind-information-overload

Our brains are busier than ever before. We’re assaulted with facts, pseudo facts, jibber-jabber, and rumour, all posing as information. Trying to figure out what you need to know and what you can ignore is exhausting. At the same time, we are all doing more. Thirty years ago, travel agents made our airline and rail reservations, salespeople helped us find what we were looking for in shops, and professional typists or secretaries helped busy people with their correspondence. Now we do most of those things ourselves. We are doing the jobs of 10 different people while still trying to keep up with our lives, our children and parents, our friends, our careers, our hobbies, and our favourite TV shows...


1 Şubat 2015 Pazar

Beş Şehir

Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü yakın zamanda okuyup çok sevdikten sonra, Tanpınar okumaya devam etmek istedim. Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman tarzından çok farklı olsa da, dönemi anlatan bir gezi eseri olarak düşünülmeli. Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul hakkındaki gözlemleri bir arada sunuluyor. Evliya Çelebi yaklaşımının 20. yüzyıldaki izdüşümü demek de mümkün. İlk dört bölüm fazla ilgimi çekmese de İstanbul yorumlarını okumak zevkliydi. Tarihin yok edilmesinden bahsetmesi, tarihi binalar yerine betonarme yapıların dikilmeye başlandığını anlatması, son 10 yıldır İstanbul'un talan edilmesiyle kıyaslanınca çok hafif kalıyor. Kentsel yapının ve silüetin günümüzde hızla zevksiz bir şekle bürünmesi, buradaki tasvirlerle birlikte incelenince daha bir açıklık kazanıyor.

Alıntı:
Evliya Çelebi'den ve anlattıklarının gerçek mi, yoksa rüya yorumu mu olduğundan bahsederken, "Ben tenkit etmek için değil, ona inanmak için okurum ve hep kârlı çıkarım." demesi, benim için önemli bir rehber yaklaşım.

İstanbul bölümündeki ağaçlar üzerine olan güzellemelerini okuyunca; Gezi Direnişi'ni görseydi, ne kadar mutlu olurdu diye düşündüm.
"Eski İstanbul'da mimarinin saltanatına rekabet eden başka güzellik varsa o da ağaçlardı."
"O güneşin adına söylenmiş bir kasideye benzer."

Sonuç olarak, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı ilk kez okumaya başlamak için doğru bir tercih değil, yine de gezi yazısı okumayı seviyorsanız aklınızda bulunsun. Benim için sırada bir sonraki Tanpınar eseri olarak Huzur var.


Ocak 2015

31 Ocak 2015 Cumartesi

Omar Souleyman

Tarzım değil, hem de hiç değil.
diyerek başlıyorum.

Aslında, önyargımı evde bırakıp konsere gittim. Nasıl olsa, Babylon'da konser izlemek, benim için her zaman zevkli oldu. Ayrıca, geçen sene One Love Festivali'nden sonra hayranlık derecesinde Omar Souleyman yorumları vardı. Arkadaşım da bu konseri çok istediği için gitmeye karar verdim.

Batı soslu olsa da doğrudan Doğu'dan gelse de oryantalizm ile ciddi sıkıntılarım var. Ki oryantalist yaklaşımla gerçekleştirilen sanatı, sanatçının kimliğinden ayrı olarak hiç sevemedim. Bunu bir kültür sentezi olarak görmüyorum. Çoğu durumda bunu, kültürün kalitesizleştirilmesi ve içeriğinin yozlaştırılması olarak algılıyorum.

Muhtemelen çok klişe bir yorum olacak, ama kına gecesi benzetmesi yapmazsam konser yorumum eksik kalacak. İlk dakikadan bitene kadar konser değil, Şahane Pırlanta Düğün Salonu'nda nişan ya da kına gecesi ortamıydı. Sahne performansı kötüydü ve yerel kıyafeti bunu kısmen kapatıyordu. Enstrüman kısmı da piyanist-şantör seviyesindeydi. Konser boyunca sahnenin bir köşesinde durup tüm performansı ve izleyicileri el tipi kamerasıyla çeken amca da düğün salonundaki damadın kahveden arkadaşı gibi bir görüntü yaratıyordu. Kına gecesinde olsa yine sevmem, ama yerel müziği iyi yapan kişiler olabilir. Buradaki sorun hem tarz, hem de performans kötülüğüydü. Konser bir saatten kısa sürdü ve seyircinin talebine rağmen sahneye tekrar gelmemesi benim için iyi, çoğunluk için kötüydü.

Bununla birlikte, konser başlamadan önce projeksiyondan bu sezon Babylon'da gerçekleşecek konserlerin kısa tanıtımları gösterildi. Bir çeşit Babylon trailer'ı gibi olan bu video çok güzeldi. Babylon'da çok güzel bir yıl olacak.

29 Ocak 2015 Perşembe

Ne kadar seçersek özgür oluruz?

Çok fazla alternatif arasında kalmanın, aslında önemli seviyede mutsuzluk ve tatminsizlik getirdiği hakkındaki fikirlerimi bu blogumdaki başka bir yazıda biraz açıklamıştım. Bu konu üzerine ilgimi çeken şeyler okuyarak ve düşünerek, özellikle modern hayatı çoklu seçim yanılmasına kapılmadan daha özgür yaşayabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu TED videosu konuyu epey basitleştirerek anlatıyor. Videonun 10 yıl önceye ait olduğunu da küçük bir not olarak eklemek istiyorum. Bu geçen 10 yıl içerisinde, seçme zorluklarımız daha da arttı. Buradaki fishbowl benzerini bir şekilde, bir süredir hayatımda uyguluyordum. Burada denk gelmem de benim için güzel bir tesadüf oldu.

Bir de Barry Schwartz: The paradox of choice konuşmasından küçük bir alıntı:
"Clinical depression has exploded in the industrial world in the last generation. I believe a significant -- not the only, but a significant -- contributor to this explosion of depression, and also suicide, is that people have experiences that are disappointing because their standards are so high, and then when they have to explain these experiences to themselves, they think they're at fault. And so the net result is that we do better in general, objectively, and we feel worse."

Not: Video otomatik olarak İngilizce altyazı ile açılacak, isterseniz Türkçe olarak da izleyebilirsiniz.

28 Ocak 2015 Çarşamba

Neden Tarkovski Olamıyorum?

İdealler doğrultusunda kendi başına sanat filmi yapmak ya da taviz vererek toplumla birlikte yola devam etmek... Peki sanattan verilen taviz, kişinin kendi sanatçı kişiliğinden de verilen bir ödün olarak değerlendirilir mi?

Film boyunca bu sorular, üstü kapalı olarak ve birbiriyle ilgisiz detayların toplanmasıyla soruluyor. Yönetmen (Murat Düzgünoğlu) zaten bir amaca varmaktansa, sadece süreci yansıtmayı istediği bir hikayeyi bize sunuyor.
Hikayede önemli yanıtsızlıklar ve kopukluklar vardı, bunları da filmin kurgusuna dahil olarak izleyince filmden daha çok keyif aldık. Bence film zaten Tarkovski akımını takip etmeyi ya da Tarkovski karakteri yaratmayı hedeflemiyor. Bu amaçtaki yönetmenin naif anlatımı, filmin parça parça akıcı bir bütün halinde ilerlemesini sağlıyor.

Spoiler içeren detaylar:
Detay1: Ahmet Kaya şarkılarının kullanımı ve alkol muhabbetinde uzun uzun Ahmet Kaya konusu geçmesi, filmin ruhuna çok uygun olmuş. 

Detay2: Bence bitmeyen ev inşaatında, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde geçen ve "Takriben gelecek sene inşallah!" şeklinde dillere düşen karaktere gönderme yapılmış, yapılmadıysa da ben öyle sezdim.

Detay3: Filme girmeden önce "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" (ki filmi de kitabı da çok severim) hakkında konuşmuş olmamızın etkisi var mı bilmiyorum, ama filmdeki diyalogların sakinliğinde ve sıcaklığında bol miktarda iki film arasında benzerlik hissettim. Hatta sevgilisi evden ayrıldıktan sonra, arkadaşının çay var içer misin diye sorması bu duygu benzerliklerinden biriydi.

23 Ocak 2015 Cuma

Kovacs

Yeni bir şarkıcı. Bence yakın bir zamanda çok iyi bir çıkış yapacak.

İlk albümü geçen sene yayınlanan, fakat henüz etrafta pek duyulmayan bir şarkıcı Kovacs. Yeni nesil Amy Winehouse olarak niteleyenler olsa da, karanlık ve berrak bir ses demeyi tercih ederim. Hakkında çok az bilgi var, hatta öyle ki şu an adına eklenmiş İngilizce Wikipedia sayfası bile yok. 1990 Hollanda doğumlu olan Kovacs'ın çıkış şarkısı "My Love" karanlık klibiyle birlikte şarkıcının tarzı hakkında doğrudan bilgi veriyor.



22 Ocak tarihinde GarajIstanbul'daki konserinde heyecanlı ve başarılı bir performans sergiledi. Bazı şarkılarında ses tonu doğrudan Amy Winehouse'a benzese de aslında kendine özgü bir tarzı var. Doğru bir pazarlama stratejisiyle Amy'nin çizgisinden uzaklaşıp kendi tarzında albümler hazırlayacaktır. Konserin hafta içi olmasının da etkisiyle salonun sadece yarısı doluydu, yine de biz gelenler güzel bir konser izledik. Tek albümlü şarkıcı olarak konseri kısa sürede bitse de sahneden inerken ve indikten sonra izleyiciler arasındayken de aynı sempatikliğine devam etti.

En bilinen şarkısı My Love'dan konserde aldığım kısa bir görüntü:



Bu ise daha çok sevdiğim şarkının başka bir konserden kaydı:

18 Ocak 2015 Pazar

Whiplash=Black Swan+Jazz

Whiplash!
Film boyunca caz.
İlk gösterimini 2014 Sundance'te yapan yalın anlatımlı çarpıcı bir müzik hikayesi.

Bu aralar, müzik üzerine daha fazla okuyup yazarken bu filmi izlemek benim için güzel bir seçimdi. Caz davulcusu olmak isteyen yetenekli bir genç ve hırsıyla ün yapmış bir müzisyen arasında geçen usta-çırak ilişkisi tarzında bir film.

Filmin afişinde çok iddialı sözler geçse de filmi izlerken büyük bir sinema eseri beklememekte fayda var. Eğlenceli bir müzik hikayesi olarak izlerseniz, eminim daha keyifli olacak.

Filmdeki aşk, intikam ve hırs ayrıntılarını olması gerektiği miktarda bulsam da filmde gereksiz bulduğum tek konu hızlı bateri çalmaya gereğinden fazla odaklanılmasıydı. Çoğunlukla Fletcher (usta) "Bu benim tempom değil." diye belirtse de, Andrew'un (çırak) hızlı çalmasına vurgu yapılması, ellerini kanatana kadar hızlanması tempoya uymaktan çok hızlı çalmaya vurgu yapıyor. Bence bu kısım gereksizdi; sonuçta, heavy metal grubuna davulcu aramıyoruz. Filme girerken, "Black Swan"'ın cazlısı diye düşünüyorduk, ki film bunu tam olarak karşılıyor.

Filmdeki şarkılardan kısa alıntılar ile oluşturulmuş bir parça:


Filmi Başka Sinema kapsamında izlememizin bir faydası da film arası olmadığı için müzik keyfimiz kesintisiz devam etti. Caz seviyorsanız, gösterimdeyken izleme fırsatını kaçırmayın.

14 Ocak 2015 Çarşamba

Komşularımız ve Biz: Andromeda Galaksisi

Hubble uzay teleskobu ile şimdiye kadar çekilmiş en detaylı fotoğraf geçen hafta NASA tarafından yayınlandı. Zoom ile yakınlaşmanın da mümkün olduğu 1,5 milyar piksellik bir görüntü mevcut elimizde. Günlük hayatımda kayboldukça incelemem için çok güzel bir site.
www.spacetelescope.org/images/heic1502a/zoomable

İncelerken hoşuma giden küçük bir alıntı:
Kimbilir neler var orada...

11 Ocak 2015 Pazar

Günlük ...

... unutkan insanların zaman makinesidir, diye düşünüyorum.
Bu blog ya da kendi notlarım, zaman zaman minik zaman makinem oluyor.