Hangi sırayla gittiğimi tam hatırlamıyorum, ama kısa süre içerisinde art arda Paul Auster okudum. Anlatım tarzını ve hikayelerini seviyorum.
Son Şeyler Ülkesinde:
Olayların olabildiğince basit ve karamsar anlatıldığı bir distopya örneği. Her şeyin sonuna gelinen bir dünyada, "İnsanlar ölüyor, bebekler doğmamakta diretiyor." şeklinde hayat döngüsünün sıkıntısını daha ilk sayfalarda tanımlayan bir roman. Buradaki karamsar tablonun bazı kısımlarını şu an aslında yaşıyoruz, hem de Auster'ın betimlediği kadar güzel bile olmayan bir kurguda şu an bizim yaşadıklarımız.
Küçük bir alıntı:
"'Sözcükler nasıl bilebileceğimi anlatan şeyler,' dedi bir gün. "Bu kadar uzun yaşamam ondan. Benim adım Otto. Tersten de yüzden de aynı. Hiç bitmiyor, hep yeniden başlıyor. Onun için de iki kat uzun yaşıyorum. Herkesten iki kat uzun. Sen de öyle küçükhanımım. Senin adın da benim gibi. Anna..."
Şans Müziği:
Hayatının sıradanlığından bunalıp bir değişiklik yapmak isteyen ana karakterin, romanın en başında geçen yola çıkış öyküsü benim için kitabın en etkileyici bölümlerinden biri. Nashe'in boş yollarda arabasını sürerek, kendi düşünceleriyle baş başa kalma fırsatı yaratması ve bunu yaparken kısa vadeli günlük planlara göre hayatını yönlendirmesi güzel bir yüzleşme yaratıyor. Ana hikaye bir kumar serüveni olsa da, insanın kendi özgürlüklerinden ne uğruna vazgeçebildiğini gösteren kitabın ikinci yarısındaki detaylar benim için daha ilgi çekiciydi. Özellikle, kitabın son bölümlerinde psikolojik gerilim havasında geçen gönüllü kölelik süreci tanımlamalarını çok sevdim.
Yanılsamalar Kitabı:
Hayatının en kötü ve çaresiz günlerini yaşayan ana karakterimizin, hayatına anlam katacağı bir serüvene sürüklenmesini anlatan; Paul Auster'ın en sevdiğim romanı. Bir gece televizyonda denk geldiği, eski bir filmin artık tanınmayan oyuncusunu araştıran ve hatta sonunda onun hayatına bir anda dahil olan ana karakter. Roman boyunca, birbirini sarıp sarmalayan küçük hikayeler var ve bunların arasında gezinirken ana hikayenin ne kadar güzel örüldüğü kitap bitince anlaşılıyor. İstediği yaratıcı sinema ortamını bulamayan Hector Mann, herkesten uzakta kendine özel bir dünya yaratıyor. Öldükten sonra filmlerinin yakılmasını vasiyet etmesi ise hikayeye ayrı bir heyecan katıyor. Duygusallık, entrika ve Paul Auster tarzı karamsarlık hepsi bir arada.
Paul Auster okumadıysanız ve başlamak istiyorsanız, kesinlikle size ilk tavsiyem bu kitap olur.
Kış Günlüğü:
Bir çeşit otobiyografi olsa da kendi başına bir roman olarak da düşünmek mümkün. Kitaptaki olayların anlatımı güzel ve yazarın iç dünyasını görmek, yazma sürecini daha yakından takip etmek için değerli bir eser. Ama, diğer Paul Auster kitaplarında hissettiğim akıcılığı bu kitapta yaşamadım. Okuduğum zamandan beri aklımda kalan güzel bir detay: Kapakta farklı farklı sayılar yer alıyor. Kitabı okurken fark ettim, doğduğundan beri Auster'ın yaşadığı evlerin kapı numaralarıyla bir kolaj yapılmış. Yaratıcı.
New York Üçlemesi:
Bunu yakın zamanda (tekrar) okumayı düşünüyorum. Okuduktan sonra, bunu ayrı bir başlıkta yazarım.
13 Ekim 2013 Pazar
7 Ocak 2013 Pazartesi
Siz de mi?
Bu ülkede kendini tuhaf hisseden, sürekli olaylardan gidişattan rahatsız olanlar olarak birbirimize mecburi bir yakınlık hissetmeye başladık.
Eğlenceye dahil olamayan insanların birbirine söylediği gibi, "Siz de mi partiden sıkıldınız?" modunda bakınıyoruz birbirimize.
Eğlenceye dahil olamayan insanların birbirine söylediği gibi, "Siz de mi partiden sıkıldınız?" modunda bakınıyoruz birbirimize.
27 Mayıs 2012 Pazar
GMO ve Doğallığına Müdahale Edilmiş Doğa
Bir şekilde denk geldim bu sayfaya...
Tarımın nasıl sürdürülebilir olmadığını çok güzel açıklıyor.
Doğal hayata kimbilir nerelerde, daha nasıl müdahale ediliyor?
Q: Should I save some of my potatoes for seed?
A: No, unless you are saving seed of an heirloom variety not commercially available. Saving your own seed potatoes can lead to a buildup of viruses and diseases. Whenever possible, plant seed potatoes certified to be free from certain viruses and diseases.
Q: Can I use grocery store potatoes for planting?
A: Probably not. They may have been treated with a sprout retardant, in which case, they will not grow. Even if they are sprouting, they have not been inspected and certified free of disease. While results occasionally may be acceptable, the risk of introducing a nematode, disease, or other pest is much higher than from quality-certified seed potatoes.
http://urbanext.illinois.edu/veggies/potato.cfm
Tarımın nasıl sürdürülebilir olmadığını çok güzel açıklıyor.
Doğal hayata kimbilir nerelerde, daha nasıl müdahale ediliyor?
Q: Should I save some of my potatoes for seed?
A: No, unless you are saving seed of an heirloom variety not commercially available. Saving your own seed potatoes can lead to a buildup of viruses and diseases. Whenever possible, plant seed potatoes certified to be free from certain viruses and diseases.
Q: Can I use grocery store potatoes for planting?
A: Probably not. They may have been treated with a sprout retardant, in which case, they will not grow. Even if they are sprouting, they have not been inspected and certified free of disease. While results occasionally may be acceptable, the risk of introducing a nematode, disease, or other pest is much higher than from quality-certified seed potatoes.
http://urbanext.illinois.edu/veggies/potato.cfm
14 Şubat 2012 Salı
Sinemaseverlere
Alıntı:
"Sinemaseverlere şunu demek istiyorum, sıkıyorsa kitap okuyun."
Onur Ünlü (Yönetmen)
"Sinemaseverlere şunu demek istiyorum, sıkıyorsa kitap okuyun."
Onur Ünlü (Yönetmen)
11 Ocak 2012 Çarşamba
Dink davası kapanırken...
Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçmişken, Ezgi Başaran'ın bugünkü yazısında olayları ve yargı sürecini açıklarken kullandığı tanım, bir süredir benim de düşündüğüm şeyi tam olarak açıklıyor:
"Bu ülke okunamayacak hale gelmiş, tersyüz edilmiş bir kitaptır benim için artık. Takılsınlar."
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/dink_davasi_kapanirken_siz_basbuga_uzulun-1075206
"Bu ülke okunamayacak hale gelmiş, tersyüz edilmiş bir kitaptır benim için artık. Takılsınlar."
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/dink_davasi_kapanirken_siz_basbuga_uzulun-1075206
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Efes Pilsen One Love / Manics, Seni Görmem İmkansız
Bu festivalde benim en çok izlemek istediğim Manic Street Preachers idi, böyle olunca festivalin sadece birinci gününe gittik. Ocean Spray performansı çok iyiydi. Tüm konser boyunca çok iyi çaldılar. Her şeyiyle çok sevdiğim bir konser oldu.
Festival alanına erken gitmenin avantajı, farklı zamanlarda alternatif sahneyi de takip edebildik. ‘Seni Görmem İmkansız’ diye bir gruba denk geldik. Müzik yaparken gayet eğlenen iki genç kızdan oluşan bir grup. Sahnede bir masa ve üzerinde karşılıklı yerleştirilmiş DJ setup'lar mevcuttu. Hem şarkıların vokallerini gerçekleştirdiler, hem de efekt ve sample'ları yerleştirip kendi mix'lerini oluşturdular. Bir cafe’de karşılıklı oturan iki arkadaş gibiydiler – ki tam ben böyle düşünürken o anda civarlarda olan birinin yaş gününü kutladılar sahneden, her şey tam oldu. Grubu sevdim mi? Bu soruyu kendime sordum, ilk başta sevmiyormuşum gibi geldi; ama sonra neredeyse tüm şarkılarını oturup dinledik. Sonuçta yorumum, ilk başta sevmeyeceğimizi düşünüp de sonuna kadar izlemiş olmamız ilgi çekici müzik yapmaları ve bu esnada kendilerinin de çok eğlenmelerindendir.
Festival alanına erken gitmenin avantajı, farklı zamanlarda alternatif sahneyi de takip edebildik. ‘Seni Görmem İmkansız’ diye bir gruba denk geldik. Müzik yaparken gayet eğlenen iki genç kızdan oluşan bir grup. Sahnede bir masa ve üzerinde karşılıklı yerleştirilmiş DJ setup'lar mevcuttu. Hem şarkıların vokallerini gerçekleştirdiler, hem de efekt ve sample'ları yerleştirip kendi mix'lerini oluşturdular. Bir cafe’de karşılıklı oturan iki arkadaş gibiydiler – ki tam ben böyle düşünürken o anda civarlarda olan birinin yaş gününü kutladılar sahneden, her şey tam oldu. Grubu sevdim mi? Bu soruyu kendime sordum, ilk başta sevmiyormuşum gibi geldi; ama sonra neredeyse tüm şarkılarını oturup dinledik. Sonuçta yorumum, ilk başta sevmeyeceğimizi düşünüp de sonuna kadar izlemiş olmamız ilgi çekici müzik yapmaları ve bu esnada kendilerinin de çok eğlenmelerindendir.
26 Haziran 2011 Pazar
İkinci Yarısı
Her ne kadar gazetedeki eski yazılardan derlenmiş bir kitap olsa da kitap bir bütün olarak güzel bir anlatıma sahip. Ece Temelkuran'ın kısmen kendi yaşına yönelik bir derleme olmasının da etkisi ile ‘yalnızlık’ ruh durumunu çok güzel anlatmış. Değişmeyip ‘böyle’ kalmak ve bundan memnun olmak ekseninde nice yazı.
Alıntı:
"Eğer bir kere yalnız başına olduğunu karnının dibine kadar anlarsan, bir daha hiç kendin kadar güvenebilir misin birine?"
Alıntı:
"Eğer bir kere yalnız başına olduğunu karnının dibine kadar anlarsan, bir daha hiç kendin kadar güvenebilir misin birine?"
Haziran 2011
31 Mayıs 2011 Salı
Miller Freshtival / The Noissettes
Alkollü içeceklerin sponsorluğunda yapılan etkinliklerdeki yasal değişiklik kaynaklı, +18 mi +24 mü olacağı uzun süre belirsiz kalan bir festivaldi. Gerçi festivalden kısa bir süre önce +18 olarak kesinleşti, ama yine de festival çok kalabalık değildi.
Sakin ve güzel bir festivaldi. Festivalde en çok izlemek istediğim grup The Noissettes idi. Tahminim de yanılmadım, grubun solisti Shingai Shoniwa'nın canlı performansı da çok iyiydi. Hem festivaldeki ses sisteminin doğru düzgün kurulması, hem de Shoniwa'nın sesi sayesinde, albüm kayıtlarından çok çok daha iyi müzik dinledik. Seyirciyle etkileşiminin yüksek olması, konserin sonuna doğru enerjiyi daha da yükseltti. Konserin sonlarına doğru, Shingai Shoniwa sahne platformunu taşıyan direğe tırmandı ve şarkıyı orada söyledi:) Kesinlikle canlı izlenmesi gereken bir grup.
Go baby go, don't upset the rhythm!
Bir süredir popüler olmaya başlayan Can Bonomo'yu da ilk kez bu festivalde izledim. Kısmen kendine özgü bir tarzı var ve Türkiye'deki müzik piyasasının kolay kabul edebileceği tarzda davranıyor. Konser ya da albüm kayıt pek farkı yok, bu tarz bir şarkıcıyı en fazla 2-3 şarkı dinlemek yeterli benim için. Yine de eminim önemli yerlere gelecek. Özgün çalışmalarıyla başarılı olsun.
Sakin ve güzel bir festivaldi. Festivalde en çok izlemek istediğim grup The Noissettes idi. Tahminim de yanılmadım, grubun solisti Shingai Shoniwa'nın canlı performansı da çok iyiydi. Hem festivaldeki ses sisteminin doğru düzgün kurulması, hem de Shoniwa'nın sesi sayesinde, albüm kayıtlarından çok çok daha iyi müzik dinledik. Seyirciyle etkileşiminin yüksek olması, konserin sonuna doğru enerjiyi daha da yükseltti. Konserin sonlarına doğru, Shingai Shoniwa sahne platformunu taşıyan direğe tırmandı ve şarkıyı orada söyledi:) Kesinlikle canlı izlenmesi gereken bir grup.
Go baby go, don't upset the rhythm!
Bir süredir popüler olmaya başlayan Can Bonomo'yu da ilk kez bu festivalde izledim. Kısmen kendine özgü bir tarzı var ve Türkiye'deki müzik piyasasının kolay kabul edebileceği tarzda davranıyor. Konser ya da albüm kayıt pek farkı yok, bu tarz bir şarkıcıyı en fazla 2-3 şarkı dinlemek yeterli benim için. Yine de eminim önemli yerlere gelecek. Özgün çalışmalarıyla başarılı olsun.
3 Nisan 2010 Cumartesi
IAMX
Babylon ve ses düzeni sorunu yaşanmış olsa da güzel geçen konser.
Grubun sahne performansı çok iyiydi. Sırf konserin başında bateri ile gerçekleştirdikleri gösteriyi rahatça görebilmek için bile ön sıralardan izlemeye değerdi. Sahnede elektronik aletlerle çok güzel oynadılar, süper performans ortaya koydular.
Ayrıca, benim olduğum bölgeye doğru bir stagedive vardı. En ön sırada duran ve gruba ekstra hayran oldukları belli olan kızların ısrarlarına dayanamayan grup elemanımız stagedive gerçekleştirdi, ama öndekiler o esnada panikle geri adım attılar. bu durumu incelemek eğlenceliydi. Neyse birileri hele ki son anda tuttu da sağını solunu kırmadı, IAMX kazasız belasız konseri tamamladı.
Grubun sahne performansı çok iyiydi. Sırf konserin başında bateri ile gerçekleştirdikleri gösteriyi rahatça görebilmek için bile ön sıralardan izlemeye değerdi. Sahnede elektronik aletlerle çok güzel oynadılar, süper performans ortaya koydular.
Ayrıca, benim olduğum bölgeye doğru bir stagedive vardı. En ön sırada duran ve gruba ekstra hayran oldukları belli olan kızların ısrarlarına dayanamayan grup elemanımız stagedive gerçekleştirdi, ama öndekiler o esnada panikle geri adım attılar. bu durumu incelemek eğlenceliydi. Neyse birileri hele ki son anda tuttu da sağını solunu kırmadı, IAMX kazasız belasız konseri tamamladı.
27 Şubat 2007 Salı
19 Ocak 2007 Cuma
prensip sayısı#
Hayatta ne kadar az sayıda, kesin prensiplerimiz olursa, yaşadıklarımızdan o kadar fazla zevk alırız. Sonuçta başkaların kurallarına körü körüne uymayı reddeden biri olarak, kendimin kendi hayatım hakkında koyduğu kurallara sıkı sıkıya bağlanmak ne kadar mantıklıdır ki...
Mesela;
ben bunu asla yapmam yerine: “ben henüz bunu yapmadım.” veya
hep buraya giderim ben, yerine: “şimdiye kadar buraya gittim.” demek bu duruma örnek olabilir derim... ama bu düşüncemi ne kadar daha devam ettiririm bilmiyorum :P
Mesela;
ben bunu asla yapmam yerine: “ben henüz bunu yapmadım.” veya
hep buraya giderim ben, yerine: “şimdiye kadar buraya gittim.” demek bu duruma örnek olabilir derim... ama bu düşüncemi ne kadar daha devam ettiririm bilmiyorum :P
3 Aralık 2006 Pazar
22 Mayıs 2006 Pazartesi
yine google
untitled.doc için yaklaşık 3.600 sonuçtan 1 - 10 arası sonuçlar (0,45 saniye)
google da yapılmış başka bir ilginç araştırma… bu kadar insan dosyasina ad vermekten aciz :))
google da yapılmış başka bir ilginç araştırma… bu kadar insan dosyasina ad vermekten aciz :))
24 Mart 2006 Cuma
eglenceli gelecek
Birlikte eğlenemeyen insanlar, birlikte bir gelecek kuramazlar... ( G. Semiz’in mezartaşındaymış...)
25 Ocak 2006 Çarşamba
2 Ocak 2006 Pazartesi
güven(mek)
an itibariyle yaptığım ilginç keşiflerim
Yahoo’da aratınca:
“yahoo” 800milyon sayfa
“google” 400milyon sayfa
Google’da aratınca:
“yahoo” 400milyon sayfa
“google” 800milyon sayfa
komik bence :)
Yahoo’da aratınca:
“yahoo” 800milyon sayfa
“google” 400milyon sayfa
Google’da aratınca:
“yahoo” 400milyon sayfa
“google” 800milyon sayfa
komik bence :)
26 Aralık 2005 Pazartesi
Mevlana_rubailerden
1491
Mücevher madeni arıyorsun; maden sensin.
Bir lokma ekmek hevesinde isen, ekmek sensin.
Bu nükte ve işareti bilirsen, iç yüzünü anlarsın bu sözün.
Bu o demektir ki, sen her ne arıyorsan ondansın!
Mücevher madeni arıyorsun; maden sensin.
Bir lokma ekmek hevesinde isen, ekmek sensin.
Bu nükte ve işareti bilirsen, iç yüzünü anlarsın bu sözün.
Bu o demektir ki, sen her ne arıyorsan ondansın!
vecize
ingilizce bir vecize ne kadar kısaysa içerisinde o kadar çok bilinmeyen kelime barındırıyordur.
HaKaN
HaKaN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)