Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2016 Pazar

İntikam Soğuk d@ Yenebilir

Yaşanabilir ve  gerçeklik katsayısı yüksek bir öyküdür.

Picasso Paris’e geleli iki yıl olmuştu. Hayatta ne yapmak istediğine halen karar vermiş değildi. Kendi açmazları yine kendisi için bir yük oluşturmaktaydı. Bir yandan ailesinin  maaşlı  bir işe gir baskısı, diğer yandan Picasso’nun içinde var olan o inanılmaz boşta gezme arzusu... Nasıl da kendini esir ediyordu o boşluk. Saatlerce tuvalin başında oturabiliyor rastgele boyaları tuvale sürüyor, elindeki boya artıklarını ise duvarlara. Böyle böyle zamanını geçirmekteydi Picasso. Kendisine sorsanız yaptığının derin sanat olduğunu, ev sahibine sorsanız evi batırmaktan başka bir işe  yaramayan aylak biri olduğunu ya da babasına sorsanız ileride beş parasız kalacak budalanın teki olduğunu size söyleyebilirdi.

Ağustos sıcağında henüz Parisli kadınlar şort giymeyi keşfetmediği bir zaman diliminde -ki Ağustos’un üçü 1903- Pablo ellerindeki boya artıklarını bile temizlemeden Montmartre’a gitmek üzere  evden çıkar. Yolda karşılaştığı insanlara selam verir. Onlar da tekrar Pablo’ya. Metroya doğru ilerlerken tanıdık biriyle karşılaşma beklentisi vardı içinde, tarifi mümkün olmayan. Metroyu ve yeraltı düzenini düşündü bir an. Acaba bütün ülkelerde bu tarz bir ulaşım aracı olacak mı; yoksa geçici bir heves olan bu tüneller bir süre sonra birer Kapalıçarşı’ya mı dönüşecekti?

Anlamsız bir şekilde, metronun duvarlarına bakmaya başladı bu sefer de. Acaba duvarlarda ünlü  ressamların tablosu olsa daha iyi olmaz mı? dedi. Ama o zaman belki de çalınır, diye içinde bir kaygı oluştu. Gerçi sanat eserlerini alıp müzelere hapsetmek de zaten çalmanın farklı bir yolu değil mi diye yanıt verdi kendine. Belki de en iyisi ayna olsa mesela duvarlarda, trene binmeden önce insanlar son bir kontrol ederlerdi kendilerini, makyajlarını. Bütün bu yoğun ve anlamsız düşünceler içinde karşıdan bir kız geldiğini fark etti. Kızın kıyafetini, fiziksel özelliklerini burada anlatıp sizleri yormak istemiyorum. Yanına yaklaşıp selam verir Pablo. Kız da  selamını nazikçe alır (1903 yılının en büyük özelliği insanların birbirine aşırı güvenmesidir. Henüz iki cihan harbi de yaşanmamıştır.). Adının Lotte olduğunu, Paris’e resim eğitimi için gelen 19 yaşında Alman bir genç kız olduğunu Picasso’nun notlarından öğreniyoruz.
Lotte’yi kahve içmeye davet etse de derse geciktiğini bahane eden genç kız bu daveti  nazikçe geri çevirir. Kızın sadece haftanın 6 günü bu saatlerde metronun bu durağında olduğu bilgisini alır. Kendisinin de ressam olduğunu, eğer isterse resimlerini gösterebileceğini söyler. Lotte umarsızca kafasını sallar ve ayrılır.

Lotte’den hayır cevabını alan Picasso, can sıkıntısıyla Montmartre’a yürüyerek gitme kararı alır. Yolda bir kirpi görür. Anlamsızca onu inceler. Geometrik şekillere pek meraklı olan ressam kirpiyi boya kutusuna alır -dikenli hayvanı, eline batmadan boya kutusuna nasıl yerleştirdiğine günlüklerinde yer vermez ressam-.

Montmartre’a geldiğinde, derin derin bir o kadar da ciddi resim yapan arkadaşlarıyla selamlaşır. Arkadaşları boya kutusunun içinde ne olduğunu sorarlar. Kapağı açınca kirpiyi gören arkadaşları çok şaşırırlar. İçlerinden biri kirpi etinin çok tatlı olduğunu belirtip onu kesip  yeme fikrini önerir. Kimse hayır demez bu fikre. Kirpiyi hiç acımadan sanki daha önce hiç et yememiş gibi yer bütün o sanat aşıkları. Masum kirpinin vücudundan ayrılmış kafası ve o dikenli derisi çayırların üzerinde öylece sere serpe yatmaktadır. Pablo derin derin Lotte’yi düşünür, keşke ona ulaşmanın bir yolu olsa der. Mektup yazmaya karar verir. Ama tuvale yazacaktır. Kağıt kalem kullanmak bir ressama yakışmaz der. Kirpinin derisini alır sinsice gülerek arkadaşının paletine batırır tüm deriyi tek hamleyle tuvale büyük  boyutta ama küçük  görünümünde  bir "a" yapar, boyasını paylaşmayı hiç sevmeyen arkadaşı da paletindeki eksilen boyaların intikamını almak içgüdüsüyle a harfine kuyruk yapar. Kuyruklu a, @ işaretidir artık tuvalin üzerinde böyle biraz hüzünlü.

26 Mart 2016
Konuk Yazar: Pilli Plak

19 Aralık 2015 Cumartesi

Konuk Yazar: Kararsız Okur Ne Okur?

Alışverişin en ilginç olanlarından birisi de kararsız okur olarak kitapçıya girilen zamanlardır. Geleneksel anlamda kitapçı ve de tek kişi çalışan varsa sizi yalnız bırakmak istemez. Özellikle son on yılda kitapçılar sizleri illa bir sınava hazırlamak derdindeler. Dükkanlarını da ona göre tasarladılar. Eğer yeni ergen dönemdeyseniz LYS – artık adı her ne olduysa eski ÖSS – biraz genç olgunsanız KPSS, genç olgun ama üzerinizde takım elbise varsa kesin bu adam bankacı der ve size inanılmaz ağırlıktaki SPK kitaplarını satmaya çalışırlar. Birkaç ay önce şehrimde bulunan AVM’nin içerisindeki kitapçının rafları beni kendimden aldı götürdü.  Henüz iki kitabını yayınlanmış bir Türk yazarın kitapları iki büyük raf kaplarken Rus klasikler kategorisi tek raf ve çoğu özet halleriyle yer bulmaktaydı. Dükkandan çıkarken satış danışmanının "Abi indirim de yapardık, ne tarz aradın ne okursun?" şeklindeki sorusu da az gelişmiş edebi zevkime vurulmuş tekme gibiydi. O saatten sonra kitap okumayı bırakıp TV8’e geçebilirdim. Ama yapmadım; halen boş vakitlerimde kitap okuyorum, müzik dinliyorum. Bu Cumartesi akşam Antalya otogarında yolda vakit geçirmelik kitap ararken satıcıyla yine göz göze geldim. "Ne tarz okursun?" dedi. "Genel bakıyorum." dedim. Hep öyle derim. Pahalı markaların mağazalarında da aynısını derim. "Genel bakıyorum."

"Siz bakın ben yardımcı olurum." dedi. Zülfü Livaneli Konstantiniyye Oteli’nde karar kıldım. "İndirim var mi?" dedim. "3 TL iner gönül almak için" dedi. Tamam dedim, elimde 22 TL bekliyorum. Önümdeki çocuk dini içerikli kitaplar almış.  90 TL dedi adam. Hiç pazarlık etmeden verdi parayı.  Eğer 100 TL ye tamamlarsa çeyrek piyango bileti hediye edeceğini söyledi kitapçı.  Çocuk da kararlı ve asil bir şekilde "Bilet senin olsun; bu kitaplara haksızlık olur." dedi. Adam kızardı, biraz da yaptığı oyundan utandı. Sıra bana gelince "Bana ver o bileti" dedim. "Sadece 100 TL’lik alışverişe o bilet." demesiyle çocuğun arkasından seslenmem bir oldu. "10 TL farkla, 12milyon250bin TL kazanmak istemez miyiz?" dedim. Karşıdaki börekçiyle göz göze geldik. Beni Burger King servis elemanı sandı herhalde ufak farkla büyük menü satmaya çalışan.

19 Aralık 2015
Konuk Yazar: Pilli Plak

16 Kasım 2015 Pazartesi

Konuk Yazar: Bu gazete hard copydir.

Taşranın verdiği bütün buhranla Uğur’un kahvesindeydik. Posta Gazetesi vardı bütün sayfaları okunmuştu. İnsanlar okumak için değil, zamanın bolluğundan bütün satırlara göz gezdiriyorlardı. Fotoğraflar  ise daha çok ilgi çekiyordu. Kahveye geleli henüz 3 saat olmuştu ama altı farklı insanın elinden Posta Gazetesi geçmişti. Sıra bana geldiğinde ben de herkes gibi tüm haberleri detay detay takip ediyordum. İsveç Kralı kendi mülkünü Suriyeli göçmenlere tahsis etmişti. Olacak şey değil, dedim içimden. Masada duran batak sonuçlarını yazmak için kullanılan kalemi aldım ve haberin altına “seviyeyi yükseltme lan piç” yazdım. İkinci üç saatlik periyodumu da gazeteye detay incelemesi yapacak olan altı kahve sakinine ayırdım. Dördüncü adam yorumumu gördü “Kim yazdı bunu?” diyerek ayağa kalktı.  Tüm bakışlar benim üzerimde toplanmıştı. Kahve halkı artık el yazımı tanıyordu. Yavaşça bana yaklaştı ve sandalyeme ani ve hızlı bir tekme salladı.

Kasım 2015
Konuk Yazar: Pilli Plak