30 Aralık 2014 Salı

Ne zaman gelirler?


Evde yılbaşı partisi düzenleyecekler için önemli bir hizmet. 
Söylediğiniz vakitten ne kadar sonra gelecekler? Faydalı bir istatistik.
Kaynak: fivethirtyeight

28 Aralık 2014 Pazar

Kafamda Bir Tuhaflık

Daha önceden, Masumiyet Müzesi'nin yayınlanmasını da heyecanla beklemiştim. Bu sefer de beklediğime değen bir roman okudum. Elbet bu sefer önemli bir fark vardı, Orhan Pamuk artık Nobel ödüllü, dünya çapında daha bilinir bir romancımız.

Orhan Pamuk'un okuduğum kitapları arasında en iyisi diyemesem de güzel bir romandı. Kafamda Bir Tuhaflık'ta İstanbul yine başrolde, ama bu sefer şehrin kalabalıklaşması ve kentsel dönüşüm bir arada incelenmiş. Şehrin hızlı dönüşümüne şahit olan herkesi hızlıca içine çekebilecek bir roman. Karakterlerin birbirleriyle ilişkileri ve olay bağlantıları çok güzel kurgulanmış.

Özellikle roman okurken "Şimdii kim kimdi?" derdi yaşayıp kafası karışan okuyucular için karakter soyağacı eklenmesi çok faydalı olmuş.

- Kaybolan değerimiz bozayı tanıtırken, detaylar bazen ana hikayeyi boğmuş.
- Bilinçli olarak sürekli "bazan" yazması, okuyucuların bilinçaltına işleyecek, millet artık sürekli yanlış yazacak.
- Bir yerde bence zaman hatası var. 1999 yılında bir olay anlatılırken (s. 392), İstanbul'daki bir eve telefon bağlatmaktan bahsediliyor ve müracaattan 3 ay sonra telefonun bağlandığından bahsediliyor. O yıllarda o kadar uzun sürmüyordu.
- Mevlut, boza satmaya çıkarken en verimli güzergahı hesaplıyor, bu yöntemi bir çeşit VRP (vehicle routing problem) olarak düşünebiliriz.
- Bir akşam evde kitabı okurken, sokaktan boza satıcısının geçmesi çok keyifli bir tesadüf oldu.
- Çeşitli yıllarda geçen "niyet" ve "kısmet" kıyaslamalarını çok sevdim.

Alıntı:
"Mevlut kafasının içerisindeki ışık ile karanlığın şehrin gece manzarasına benzediğini hissetti."

Aralık 2014

27 Aralık 2014 Cumartesi

Yıllar sonra yeniden bu blog

Biraz eskilerden derleme, 140 karaktereden uzun tweet’ler, Ekşi Sözlük’te yıllar önce kendi mahlasım ile yazdıklarım (6. nesil yazarım, ama Sözlük çok bozdu :P oradakilerin çoğunu silmekteyim), güncel bazı yorumlar ve iş ile ilgili olmayan kişisel yazıları buraya aktarıyorum.

18 Aralık 2014 Perşembe

Moz the Morrissey

En çok istediğim konserlerden biriydi Morrissey. Şimdiye kadar çeşitli aksiliklerden dolayı bir türlü canlı izleyemedim. Bu seferki konser için bileti epey önceden aldım, ama konserin ilan edilen vakti 7 Aralık'tan iki gün önce Atina ve İstanbul konserinin ertelendiğinin duyurulması keyfimi kaçırmışken, yeni tarih kısa sürede açıklandı ve 17 Aralık'ta konser gerçekleşti.

Yeni açılan Maslak Volkswagen Arena'da izlediğim ilk konser oldu. Kalabalık konserler için güzel bir mekan olmuş. Numaralı koltuklar ve saha içi, sahne her açıdan rahat görünür halde tasarlanmış. Mekana ulaşım için servisler biraz sıkıntılı olsa da, Maslak metro çıkışından yürüyerek konser alanına gitmek en iyi çözüm.

Bu konserin en önemli özelliklerinden biri de Morrissey'in son albümünde yer alan Istanbul şarkısını İstanbul'da dinlemekti. Şarkının ezan sesiyle başlamasını gereksiz bir oryantalizm olarak görsem de en sevdiğim The Smiths ve Morrissey şarkıları listesine giren bir parça oldu.

Ciddi sağlık sorununa rağmen sahne performansı etkileyiciydi. En bilinen şarkılarının setlist'te az sayıda olması, soğuk hava ve Çarşamba akşamı olması gibi tahmin ettiğim nedenlerden dolayı dinleyicinin tüm konser boyunca heyecanı orta seviyedeydi. Sahnedeyken arka planda dönen mesaj kaygılı ("Meat is murder") video da Morrissey'in tavrına uygundu. Ayrıca, konser alanında et ve ürünlerinin satışının yapılmamasını istemesi de vejetaryen (evet, TDK yazımına göre kelimenin doğru yazılışı böyle) kimliğiyle bilinen Morrissey için önemliydi.

Alıntı:
" 'Til you came with the key // And you did your best but
As I live and breathe // You have killed me"

"I am your arkadaş" dediğini de es geçmeyelim:)

İyi ki gittim, iyi ki bu konserdeydik!

13 Aralık 2014 Cumartesi

Ane Brun

Yine bir KüçükÇiftlik Park konseri. Bu seferki en önemli fark, kışın ilk günlerini çok iyi hissettiren dondurucu bir ayaz var. Buradaki açıkhava konserlerini seviyorum, ama mekan kapalı hale gelince çok keyifsiz bir hal alıyor. Dizi dizi sandalyelerde oturarak izlediğimiz bir konser oldu. Tek kişilik bir performans olması, konser ve mekan uyumsuzluğunu daha da belirgin kıldı. Sahnede kendi başına söyleyen ve sıcak davranışlar sergileyen Ane Brun'u, seminer izler gibi izleyen bir grup insandık. Bu konser Babylon'a ya da Salon İKSV'ye daha çok yakışırdı.

Nordic soğuklarından gelen sıcak bir insan Ane Brun. Kuzey Avrupa müziğini bir süredir daha yakından takip ediyorum. Özellikle, bu yaz hazırladığım radyo programım (Rapsodi Treni, Özgür Radyo'daydı; bazı program kayıtlarımı da blog ve kişisel siteme ekleyeceğim) esnasında bölge müziği hakkında bol bol araştırma fırsatı buldum. Yeni gruplar keşfettim. Ane Brun yeni keşfettiklerimden biri değil, ama yine de müziğini yakından takip ettikçe daha çok sevmeye başladım.

Konserdeki mekansal sorunları saymazsak, Ane Brun sayesinde sakin ve güzel bir dinleti deneyimi yaşadık. Konseri bitiriyor gibi yapıp sahneye geri gelmesinin ardından, bir o kadar daha şarkı söylemesi hoştu. En sevdiğim şarkılarından biri "One"'dan kısa bir konser ses kaydı:


Sesine daha uygun bir konser mekanında İstanbul'da tekrar dinleme umuduyla bu konserden ayrıldık.