5 Kasım 2015 Perşembe

"İçimizdeki Şeytan" ve eylemsizlikle suçlu entelektüelizm

Bu yaz okuduğum Kuyucaklı Yusuf'tan sonra gecikmiş klasikler listemden Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan ile devam ettim. Roman bir aşk hikayesi üzerine kurgulanmış olsa da, entelektüel kesim ve halk arasındaki ayrımları görünür kılması bakımından önemli bir eser. Özellikle de günümüzde oy ve seçim tartışmalarının çok yoğun yaşandığı bir dönemde, aydınların halktan kopuk olması güzel örneklerle betimleniyor. Bu romanda da gördüğümüz üzere, düşünceleri ve sanatıyla kendini farklılaştıramayan bir sanatçı, yaşam tarzı ve diğerlerini aşağılaması ile toplumda yer buluyorsa, kitleleri peşinden sürükleme ihtimali ortadan kalkıyor.

Macide'nin genç yaşta müziğe olan ilgisi, Ömer'in boşvermiş yaşam şekli, sürekli reddetse de bulunduğu seçkinci ortam ve Macide için gerçek aşk serüveni kitabın içerisindeki ilginç unsurları oluşturuyor. Etrafımızdaki her olaydan daha korkunç bir şeyden bahsediyor Sabahattin Ali, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı (alışkanlığı) var üzerimizde, diyor. İçerisinde bulunduğu rahatsızlığı yok etmek için eyleme geçmeyen kişi güçsüzlüğünü kabul ediyordur.

Kitaptan bir alıntı, Macide'nin hislerine tercüme olan bir bölüm:
"Zaten bu yüksek fikir muhiti onun üzerinde pek de iyi bir tesir bırakmış değildi. Ömer'le beraber yaşamaya başladıkları ilk günden beri bu meşhur ve kıymetli adamlarda büyük ve fevkalade taraflar, o zamana kadar kimsede görmediği meziyetler arıyor, buna mukabil onların herkesten ayrı olan yegane hususiyetlerinin, herkesin riayet ettiği birtakım kaideleri keyiflerince çiğnemekten ibaret bulunduğunu görüyordu."

"İçimizdeki Şeytan" terimi, Ömer tarafından oluşturulan ve insanı iyiden uzaklaştıran bir güç olarak kendine yer buluyor romanda. Belki de kader-kısmet-şans diye tanımlayıp eylemlerimizin sorumluluğundan kaçmayı kolaylaştıran hayali bir dış etken. Toplumdaki sanatçı ve aydınların, mevcut koşulları anlamaması ve eylemsizliğe kaçması, toplumun ilerlemesini sekteye uğratıyor. Bugün bir blog yazısında denk geldiğim "Diktatörlüğe Giden Ülkede Tuzlu Su Üzerine Bienal Yapmak" yazısı bu duruma benzer bir olayı örnekliyor. Siyasi ortam sanatçıyı apolitikleştiriyor olabilir, ama sen niye apolitik olmayı seçiyorsun diyerek sanatçı eleştirisi yapmalıyız. Faithless'ın da bir şarkısında dediği gibi "inaction is a weapon of mass destruction".

Hakan Genç, Ekim 2015
bilsek de bilmeden gelsek blog

Hiç yorum yok: