30 Haziran 2015 Salı

İmkansızın Şarkısı / Norwegian Wood

Elime alınca, kısa sürede bitirdiğim güncel klasiklerden biri oldu, Haruki Murakami'nin bu kitabı. Çok yüzeysel tanımla, 3-4 aşk hikayesinin iç içe geçtiği bir aşk romanı demem mümkün.

Temel hikayenin bölümler arasında kesintisiz devam etmesi ve ana karakter Vatanebe'nin kendi duygularını ve gözlemlerini günlük yazar gibi içten anlatması romana akıcılık katıyor. Bana göre kitabın Türkçe isminde geçen imkansızlık kavramını, aşk-ölüm-belirsizlik üçlemesi en iyi şekilde tanımlıyor. Murakami'nin betimlemeleri sayesinde, kitabı okurken Uzakdoğu hiç de uzak gelmiyor; sanki 20'li yaşlarda bir üniversite öğrencisi olarak, Tokyo'nun sokaklarında dolaşıp üniversiteye gidip güzel kızlara aşık oluyoruz. Aslında kitabın geneline depresif bir hava hakim olsa da, merak ve melankoli duyguları birbirini destekliyor.

"Zaman zaman kendimi bir müze bekçisi olarak görüyorum. Kimsenin gezmediği, kendime sakladığım boş bir müzenin bekçisi." tanımı, Vatanabe'nin kaybettiklerini ve hatta hiç elde edemediklerini anlatan, kitabın depresif halini özetleyen önemli bir alıntı.

Ayrıca, rehabilitasyon amaçlı kurulan konaklama merkezindeki herkesin çok sakin konuşmasının nedeni olarak "Burada insanın sesini yükseltmesi gerekmez; çünkü ne karşısındakini inandırmaya ne de dikkatini çekmeye gerek duyar." ifadesi ise hayattaki çekişmelerin güzel bir özeleştirisi.

Roman içerisinde geçen mektuplar, karakterlerin duygularını doğrudan anlatması bakımından sevdiğim bir detay oldu. Mektuplar hakkında söylenmiş bu sözü ise ayrıca çok sevdim: "Mektuplar, kağıttan başka bir şey değil. Yakılsalar bile, yürekte kalması gerekenler kalır ve yakılmayıp saklansalar bile, kalmayan kalmaz."

Keyifli şarkı ve edebiyat referansları da içeren kitabın en önemli şarkısı elbette The Beatles - Norwegian Wood. Bu şarkıyla bitireyim yorumlarımı:

Haziran 2015