21 Aralık 2015 Pazartesi

Yanık Saraylar / Sevim Burak Kimdir?

Aslında bir öykü kitabından daha çok, Sevim Burak'ın kendine notlar şeklinde oluşturduğunu düşündüğüm bir seçki. Anlamadım-O zaman kötüdür, Anlamadım-o zaman çok iyidir; ikilemine düşmeden bu kitabı yorumlamak en doğrusu olacak. 1931 - 1983 yılları arasında yaşayan yazarın, kendi dönemi için sıradan olmayan bir hayata sahip olduğu kesin. Kitaptan öğrendiğim kadarıyla hem mankenlik, hem de modaevi yöneticiliği yapan Sevim Burak, hayatının bir bölümünde Nijerya'da da yaşamış.

Kitap 6 tane öyküden oluşuyor. Öykülerin, betimlemelerden olaylara karışık sırayla geçerek atlaması kitabın geneline yayılan ortak bir nokta. Kitapta etkilendiğim, hatta sevdiğim bir bölüm bulunmasa da, kitaptaki en iyi diyebileceğim öykü ikinci sırada yer alan ve "İki gündür karşı apartmandaki kadının intihar etmesini bekliyorum. Belki de etmez" diye başlayan "Pencere".

Bu kitabı okumadan önce hakkında pek de bir bilgi sahibi olmadığım yazarı anlamak, belki de kendi deyimiyle "Baron Bahar'ın anlattığı şeyler // Tam bir hayat boyu sürdü." satırında gizlidir. Gizli bir dünyanın, gizli kalması istenen detayları.

"Fakat doğayı görmüyorsun. Yoksa - benimle gelirdin, geceleri doğa bir cennettir." çağrısını yapabilmek ne güzeldir, düşüncesiyle kitabı bir oturuşta bitirdim. Peki, sizin bu çağrıyı yapmak istediğiniz / yapabileceğiniz kimse var mı?

Hakan Genç
20 Aralık 2015 :**

19 Aralık 2015 Cumartesi

Konuk Yazar: Kararsız Okur Ne Okur?

Alışverişin en ilginç olanlarından birisi de kararsız okur olarak kitapçıya girilen zamanlardır. Geleneksel anlamda kitapçı ve de tek kişi çalışan varsa sizi yalnız bırakmak istemez. Özellikle son on yılda kitapçılar sizleri illa bir sınava hazırlamak derdindeler. Dükkanlarını da ona göre tasarladılar. Eğer yeni ergen dönemdeyseniz LYS – artık adı her ne olduysa eski ÖSS – biraz genç olgunsanız KPSS, genç olgun ama üzerinizde takım elbise varsa kesin bu adam bankacı der ve size inanılmaz ağırlıktaki SPK kitaplarını satmaya çalışırlar. Birkaç ay önce şehrimde bulunan AVM’nin içerisindeki kitapçının rafları beni kendimden aldı götürdü.  Henüz iki kitabını yayınlanmış bir Türk yazarın kitapları iki büyük raf kaplarken Rus klasikler kategorisi tek raf ve çoğu özet halleriyle yer bulmaktaydı. Dükkandan çıkarken satış danışmanının "Abi indirim de yapardık, ne tarz aradın ne okursun?" şeklindeki sorusu da az gelişmiş edebi zevkime vurulmuş tekme gibiydi. O saatten sonra kitap okumayı bırakıp TV8’e geçebilirdim. Ama yapmadım; halen boş vakitlerimde kitap okuyorum, müzik dinliyorum. Bu Cumartesi akşam Antalya otogarında yolda vakit geçirmelik kitap ararken satıcıyla yine göz göze geldim. "Ne tarz okursun?" dedi. "Genel bakıyorum." dedim. Hep öyle derim. Pahalı markaların mağazalarında da aynısını derim. "Genel bakıyorum."

"Siz bakın ben yardımcı olurum." dedi. Zülfü Livaneli Konstantiniyye Oteli’nde karar kıldım. "İndirim var mi?" dedim. "3 TL iner gönül almak için" dedi. Tamam dedim, elimde 22 TL bekliyorum. Önümdeki çocuk dini içerikli kitaplar almış.  90 TL dedi adam. Hiç pazarlık etmeden verdi parayı.  Eğer 100 TL ye tamamlarsa çeyrek piyango bileti hediye edeceğini söyledi kitapçı.  Çocuk da kararlı ve asil bir şekilde "Bilet senin olsun; bu kitaplara haksızlık olur." dedi. Adam kızardı, biraz da yaptığı oyundan utandı. Sıra bana gelince "Bana ver o bileti" dedim. "Sadece 100 TL’lik alışverişe o bilet." demesiyle çocuğun arkasından seslenmem bir oldu. "10 TL farkla, 12milyon250bin TL kazanmak istemez miyiz?" dedim. Karşıdaki börekçiyle göz göze geldik. Beni Burger King servis elemanı sandı herhalde ufak farkla büyük menü satmaya çalışan.

19 Aralık 2015
Konuk Yazar: Pilli Plak