Yaşanabilir
ve gerçeklik katsayısı yüksek bir
öyküdür.
Picasso Paris’e
geleli iki yıl olmuştu. Hayatta ne yapmak istediğine halen karar vermiş
değildi. Kendi açmazları yine kendisi için bir yük oluşturmaktaydı. Bir yandan
ailesinin maaşlı bir işe gir baskısı, diğer yandan Picasso’nun
içinde var olan o inanılmaz boşta gezme arzusu... Nasıl da kendini esir
ediyordu o boşluk. Saatlerce tuvalin başında oturabiliyor rastgele boyaları
tuvale sürüyor, elindeki boya artıklarını ise duvarlara. Böyle böyle zamanını geçirmekteydi
Picasso. Kendisine sorsanız yaptığının derin sanat olduğunu, ev sahibine
sorsanız evi batırmaktan başka bir işe
yaramayan aylak biri olduğunu ya da babasına sorsanız ileride beş
parasız kalacak budalanın teki olduğunu size söyleyebilirdi.
Ağustos sıcağında
henüz Parisli kadınlar şort giymeyi keşfetmediği bir zaman diliminde -ki
Ağustos’un üçü 1903- Pablo ellerindeki boya artıklarını bile temizlemeden Montmartre’a
gitmek üzere evden çıkar. Yolda
karşılaştığı insanlara selam verir. Onlar da tekrar Pablo’ya. Metroya doğru
ilerlerken tanıdık biriyle karşılaşma beklentisi vardı içinde, tarifi mümkün
olmayan. Metroyu ve yeraltı düzenini düşündü bir an. Acaba bütün ülkelerde bu
tarz bir ulaşım aracı olacak mı; yoksa geçici bir heves olan bu tüneller bir
süre sonra birer Kapalıçarşı’ya mı dönüşecekti?
Anlamsız bir
şekilde, metronun duvarlarına bakmaya başladı bu sefer de. Acaba duvarlarda ünlü ressamların tablosu olsa daha iyi olmaz mı? dedi.
Ama o zaman belki de çalınır, diye içinde
bir kaygı oluştu. Gerçi sanat eserlerini
alıp müzelere hapsetmek de zaten çalmanın farklı bir yolu değil mi diye yanıt
verdi kendine. Belki de en iyisi ayna olsa mesela duvarlarda, trene binmeden
önce insanlar son bir kontrol ederlerdi kendilerini, makyajlarını. Bütün bu
yoğun ve anlamsız düşünceler içinde karşıdan bir kız geldiğini fark etti. Kızın
kıyafetini, fiziksel özelliklerini burada anlatıp sizleri yormak istemiyorum.
Yanına yaklaşıp selam verir Pablo. Kız da
selamını nazikçe alır (1903 yılının en büyük özelliği insanların
birbirine aşırı güvenmesidir. Henüz iki cihan harbi de yaşanmamıştır.). Adının
Lotte olduğunu, Paris’e resim eğitimi için gelen 19 yaşında Alman bir genç kız
olduğunu Picasso’nun notlarından öğreniyoruz.
Lotte’yi kahve
içmeye davet etse de derse geciktiğini bahane eden genç kız bu daveti nazikçe geri çevirir. Kızın sadece haftanın 6
günü bu saatlerde metronun bu durağında olduğu bilgisini alır. Kendisinin de
ressam olduğunu, eğer isterse resimlerini gösterebileceğini söyler. Lotte umarsızca
kafasını sallar ve ayrılır.
Lotte’den hayır
cevabını alan Picasso, can sıkıntısıyla Montmartre’a yürüyerek gitme kararı alır.
Yolda bir kirpi görür. Anlamsızca onu inceler. Geometrik şekillere pek meraklı
olan ressam kirpiyi boya kutusuna alır -dikenli hayvanı, eline batmadan boya
kutusuna nasıl yerleştirdiğine günlüklerinde yer vermez ressam-.
Montmartre’a geldiğinde, derin derin bir o kadar da ciddi resim yapan arkadaşlarıyla selamlaşır. Arkadaşları boya kutusunun içinde ne olduğunu sorarlar. Kapağı açınca kirpiyi gören arkadaşları çok şaşırırlar. İçlerinden biri kirpi etinin çok tatlı olduğunu belirtip onu kesip yeme fikrini önerir. Kimse hayır demez bu fikre. Kirpiyi hiç acımadan sanki daha önce hiç et yememiş gibi yer bütün o sanat aşıkları. Masum kirpinin vücudundan ayrılmış kafası ve o dikenli derisi çayırların üzerinde öylece sere serpe yatmaktadır. Pablo derin derin Lotte’yi düşünür, keşke ona ulaşmanın bir yolu olsa der. Mektup yazmaya karar verir. Ama tuvale yazacaktır. Kağıt kalem kullanmak bir ressama yakışmaz der. Kirpinin derisini alır sinsice gülerek arkadaşının paletine batırır tüm deriyi tek hamleyle tuvale büyük boyutta ama küçük görünümünde bir "a" yapar, boyasını paylaşmayı hiç sevmeyen arkadaşı da paletindeki eksilen boyaların intikamını almak içgüdüsüyle a harfine kuyruk yapar. Kuyruklu a, @ işaretidir artık tuvalin üzerinde böyle biraz hüzünlü.
Montmartre’a geldiğinde, derin derin bir o kadar da ciddi resim yapan arkadaşlarıyla selamlaşır. Arkadaşları boya kutusunun içinde ne olduğunu sorarlar. Kapağı açınca kirpiyi gören arkadaşları çok şaşırırlar. İçlerinden biri kirpi etinin çok tatlı olduğunu belirtip onu kesip yeme fikrini önerir. Kimse hayır demez bu fikre. Kirpiyi hiç acımadan sanki daha önce hiç et yememiş gibi yer bütün o sanat aşıkları. Masum kirpinin vücudundan ayrılmış kafası ve o dikenli derisi çayırların üzerinde öylece sere serpe yatmaktadır. Pablo derin derin Lotte’yi düşünür, keşke ona ulaşmanın bir yolu olsa der. Mektup yazmaya karar verir. Ama tuvale yazacaktır. Kağıt kalem kullanmak bir ressama yakışmaz der. Kirpinin derisini alır sinsice gülerek arkadaşının paletine batırır tüm deriyi tek hamleyle tuvale büyük boyutta ama küçük görünümünde bir "a" yapar, boyasını paylaşmayı hiç sevmeyen arkadaşı da paletindeki eksilen boyaların intikamını almak içgüdüsüyle a harfine kuyruk yapar. Kuyruklu a, @ işaretidir artık tuvalin üzerinde böyle biraz hüzünlü.
26 Mart 2016
Konuk Yazar: Pilli Plak