29 Eylül 2015 Salı

"İsyan Ahlakı" Nurettin Topçu / Karşılaştırmalı İsyan Analizi

"Hem uysallığa, hem de anarşizme karşıyız." sözüyle kendini ifade etse de, nice anarşist hayat görüşünü zenginleştirecek, zengin kıyaslamaları içeren akademik bir kitap.

Aslında, bu kitap Nurettin Topçu'nun 1934 yılında Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde yayınladığı doktora tezinden oluşuyor.

Liseye atanmış bir doçent
Önsözünde yazdığı üzere, kitabın hikayesi de içerdiği kıyaslamalar kadar ilgi çekici. Topçu, lise mezunu olarak gittiği Paris'te önemli çalışmalar gerçekleştirip bu tezi hazırlamıştır. Nurettin Topçu tezini Fransızca hazırlayıp Türkiye'ye geri döndüğünde, görüşleri dönemin yönetimi tarafından tehlikeli bulunduğu için, doçent unvanı olmasına rağmen görev yeri olarak bir üniversite değil, lise belirlenmiş; yine de Topçu bu durumdan yılmayıp 40 yıl boyunca lisede öğretmenlik yapmıştır. Bununla birlikte, bu kitabı oluşturan tezini Türkçe yayınlamaktan "Kim okuyacak ki?" diyerek kaçınmıştır. Ölümünden 20 yıl sonra, 1995'te, Türkçe çevirisi tamamlanıp yayınlanan kitap, ikinci baskıya girmeden önce örneği pek görülmeyen bir revizyon geçirir. Nurettin Topçu'nun varislerinin yazara ait belgeleri Dergah Yayınevi'yle paylaşması sonucunda, hayattayken yazarın gizli gizli bu eseri çevirmekte olduğu görülür. Böylece, ikinci baskıdan itibaren yazarın ve çevirmenlerin çalışmaları bir araya getirilerek yayınlanır.

İsyan niçin önemlidir?
Tüm çalışma boyunca hareket ve isyanı birlikte ele alan Nurettin Topçu, "Bir hareket ancak kendinden daha üstün bir düzene yönelirse isyan adını alır." diyerek bu konudaki yaklaşımını özetlemektedir. İsyanın gerekliliğini açıklarken, sosyalizme ve anarşizme belirli açılardan karşı çıktığını söylese de, günümüzdeki anarşizm ve sosyalizm yorumlarıyla Topçu'nun isyan kavramını yücelttiği noktalar arasında önemli benzerlikler bulunduğunu da söylemeden geçemeyiz. Bu iki kavrama karşı çıkış noktaları ise en temelinde, anarşizmin bireyi bencilleştirmesine ve sosyalizmin bireyin ferdiyetini ortadan kaldırıp onu uysal hale getirmesine dayanıyor. Elbette, sosyalizmi ve anarşizmi bu çerçevede basite indirgeyip görmezden gelemeyiz. Bununla birlikte, Topçu'nun isyan felsefesini temellendirdiği argümanları kesinlikle incelemeye değer.

İdeal toplumu oluştururken, ahlak meselesinin kalbine sorumluluk bilincini yerleştirmemiz gerektiğini belirtiyor ve ardından hürriyet mecburiyetini tanımlıyor. Bununla birlikte sosyal hayatın gitgide karmaşıklaşan yapısı, birey üzerinde giderek ağırlaşan bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskı altında, fert hürriyeti ciddi bir şekilde etki altında bulunur. Topçu'ya göre bu aşırı karmaşık durum, bireyde basit bir hayata dönüş arzusu uyandırır. Ayrıca, bunun bir diğer yorumu olarak da toplumdaki baskıcı değerlerin ve uygulamaların artmasından dolayı, toplumda demokrasi istismarı ve tek kişilik despot monarşi eğilimleri gözlendiği sonucuna da ulaşılır.

Bir fert ki devlete iki kere köle:
Alıntı: "...Böylece devletin karşısında fert iki kere köledir. Evvela, diğer bütün fertlerle birlikte kanuna, kendisinin olmayan bir iradeye boyun eğmesinden dolayı; sonra da, sosyal dayanışma gereği diğer bütün fertlere boyun eğmesinden dolayı."

"Devlet bir istismar makinasıdır." sözüyle devam ediyor Nurettin Topçu. Devletin yapısı gereği hayatlarımıza getirdiği kanuni sorumluluğun, özel olarak ahlaki olan hiçbir unsur ihtiva etmediğini de belirtiyor. "Benim kaçamadığım ve bana şu veya bu şekilde zorla kabul ettirilmiş olan, hareketimi her taraftan baskı altına alan bir sözleşmeyi ihlal etmem asla ahlaksızlık sayılamaz."


"Pişmanlık duygusu kendimize karşı, irademize karşı hareket etme samimiyetsizliğimizin ispatıdır."


Adalet ve merhamet:
Bu konuyu da isyan yaklaşımıyla açıklayan Topçu, şekli adaletin gerçek adalet olmadığını belirtiyor. Zayıfın kuvvetliden dilendiği adaletin ötesinde, yani dağıtılıp verilen adaletin ötesinde bir adaletin gerektiğini ve bunu sağlamak için evrensel sorumluluk bilinciyle zorbalara karşı çıkmak gerektiğini açıklıyor.

"İnsan, sadece kendi esirliğinden mustarip değildir; o herkesin esirliğinden ıstırap duyar."

Mistik iman
Nurettin Topçu'nun yaklaşımını özel kılan açılardan biri de isyan felsefesini yaratılış ve Allah inancıyla açıklamasıdır. Bu doğrultuda Hallac-i Mansur-'ölmeden önce ölmek', Michelangelo-baskılardan kurtulmaya çalışan köle, Stirner ve Rousseau yaklaşımlarını da yakından incelemiştir.

"İsyan, mistiğin tavrıdır; Allah'a iştiraki ile kendi uluhiyetinin farkına varan mistik, kendine ve herkese yükümlülük getiren insanlık ile kendini ve herkesi kurtaran" kişinin sorumluluğudur isyan etmek... İsyan ve devlet yaklaşımlarını iman boyutuyla da inceleyen, rahat anlatım dili ve detaylarıyla ilgi çekici akademik bir eser. Okumaya değer.

Hakan Genç, Eylül 2015

16 Eylül 2015 Çarşamba

Elektrik! Geldiysen bir ses ver!

Evde elektrik kesik ve elektrik idaresinin söylediği zamana güvenmiyor musunuz? Elektriğin gelip gelmediğini öğrenmek için bugün uyguladığım basit bir yöntem:

iPad'deki kurulu eposta adresinizden kendinize eposta gönderin. Hotspot bağlantısını kapalı, kablosuz bağlantıyı açık tutun. Gönderdiğiniz eposta outbox'ta kayıtlı bekleyecek. Ayarlardan senkronizasyonu (push, fetch) açın. Ve iPad'i evde bırakıp gidin. iPad düzenli olarak evdeki kablosuz internete bağlanmaya çalışacaktır. Elektrik gelince, evinizdeki modem kendiliğinden online olacağı için outbox'ta bekleyen eposta da o zaman gönderilecektir. Evinizden uzaktayken, inbox'ınıza bir anda düşen, kendi eposta adresinizden gelen epostaya o zaman çok sevineceksiniz.

Arduino'yu çözeyim, daha karmaşık ev otomasyonlarını da kendi başıma yapıp anlatacağım:)

3 Eylül 2015 Perşembe

Günce (Diary) / Anlamadığın şeyi her tarafa çekebilirsin

Turistlerin 'istila' ettikleri bir ada ve yerel halkın bir çeşit yaratıcı savunma mekanizmasını anlatan bir hikaye.

Kitap genel akışında Chuck Palahniuk tarzını yansıtsa da yazarın şimdiye kadar okuduğum romanları arasında ilgimi en az çeken bu oldu. Sanat ile gereğinden fazla içli-dışlı olan bir çift, yaratıcılık için fiziksel ve psikolojik şiddet denemeleri yapan kahramanlar.
Çeşitli örneklerle desteklenen temel görüş, aslında herkesin hayatı anlama yöntemi bir otoportredir. Başka bir insan hakkında fikirlerini söyleyip onun karakterini yorumladığında veya bir sanat eseri oluşturduğunda yaptığı tek şey kişinin kendi kendini tasvir etmesidir. Bir Otoportre. Bir Günce.

Olayların geçtiği adanın, turistler tarafından çok fazla talep görmesi oradaki yerli halk için keyifsiz bir durum yaratır. Halk bir şekilde buna karşı koymak ister ve anlaşılmaz bir şekilde gizemli olaylar ortaya çıkmaya başlar; mesela bazı evlerin birer odası kaybolur, duvarlarda anlamı çözülemeyen yazılamalar ve ev yangınları gözlenir.

"Misty'nin annesi herkesten kaçabilecek kadar zengin olmanın Amerikan rüyası olduğunu söylerdi... Zenginlerin kendilerini sürgüne yolladıkları bütün o cafcaflı sayfiye evleri. İnzivaya çekildiğimiz o ev yapımı cennetler. Bu cennetler işe yaramaz bir hal aldığında, ki her zaman öyle olur, hayalperestler dünyaya döner." diyerek zengin turistlerin, sakin cennetlerle olan imtihanını özetliyor roman.
Peter Wilmot'un Carl Jung kişilik testi kullanarak sevgilisi Misty Marie Wilmot'u analiz etmesi kitaptaki güzel ayrıntılardan biri.

"Anlamadığın şeyi her tarafa çekebilirsin." günlük hayatta boş konuşan kişilerin cehaletlerini doğrudan açıklayan bu cümle, kitapta birkaç yerde geçiyor.

Son olarak da kitabın başlangıç bölümünden bir detayın yorumu:
Mutsuz bir evin tanımını bize yapabilir misin Chuck? diye sorsak bu kasvet tanımından ötesi olamazdı: "Her günün çalar saat ile başlayıp televizyon ile sona erdiği yerler."

Ağustos 2015