Aslında, bu kitap Nurettin Topçu'nun 1934 yılında Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde yayınladığı doktora tezinden oluşuyor.
Liseye atanmış bir doçent
Önsözünde yazdığı üzere, kitabın hikayesi de içerdiği kıyaslamalar kadar ilgi çekici. Topçu, lise mezunu olarak gittiği Paris'te önemli çalışmalar gerçekleştirip bu tezi hazırlamıştır. Nurettin Topçu tezini Fransızca hazırlayıp Türkiye'ye geri döndüğünde, görüşleri dönemin yönetimi tarafından tehlikeli bulunduğu için, doçent unvanı olmasına rağmen görev yeri olarak bir üniversite değil, lise belirlenmiş; yine de Topçu bu durumdan yılmayıp 40 yıl boyunca lisede öğretmenlik yapmıştır. Bununla birlikte, bu kitabı oluşturan tezini Türkçe yayınlamaktan "Kim okuyacak ki?" diyerek kaçınmıştır. Ölümünden 20 yıl sonra, 1995'te, Türkçe çevirisi tamamlanıp yayınlanan kitap, ikinci baskıya girmeden önce örneği pek görülmeyen bir revizyon geçirir. Nurettin Topçu'nun varislerinin yazara ait belgeleri Dergah Yayınevi'yle paylaşması sonucunda, hayattayken yazarın gizli gizli bu eseri çevirmekte olduğu görülür. Böylece, ikinci baskıdan itibaren yazarın ve çevirmenlerin çalışmaları bir araya getirilerek yayınlanır.
İsyan niçin önemlidir?
Tüm çalışma boyunca hareket ve isyanı birlikte ele alan Nurettin Topçu, "Bir hareket ancak kendinden daha üstün bir düzene yönelirse isyan adını alır." diyerek bu konudaki yaklaşımını özetlemektedir. İsyanın gerekliliğini açıklarken, sosyalizme ve anarşizme belirli açılardan karşı çıktığını söylese de, günümüzdeki anarşizm ve sosyalizm yorumlarıyla Topçu'nun isyan kavramını yücelttiği noktalar arasında önemli benzerlikler bulunduğunu da söylemeden geçemeyiz. Bu iki kavrama karşı çıkış noktaları ise en temelinde, anarşizmin bireyi bencilleştirmesine ve sosyalizmin bireyin ferdiyetini ortadan kaldırıp onu uysal hale getirmesine dayanıyor. Elbette, sosyalizmi ve anarşizmi bu çerçevede basite indirgeyip görmezden gelemeyiz. Bununla birlikte, Topçu'nun isyan felsefesini temellendirdiği argümanları kesinlikle incelemeye değer.
İdeal toplumu oluştururken, ahlak meselesinin kalbine sorumluluk bilincini yerleştirmemiz gerektiğini belirtiyor ve ardından hürriyet mecburiyetini tanımlıyor. Bununla birlikte sosyal hayatın gitgide karmaşıklaşan yapısı, birey üzerinde giderek ağırlaşan bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskı altında, fert hürriyeti ciddi bir şekilde etki altında bulunur. Topçu'ya göre bu aşırı karmaşık durum, bireyde basit bir hayata dönüş arzusu uyandırır. Ayrıca, bunun bir diğer yorumu olarak da toplumdaki baskıcı değerlerin ve uygulamaların artmasından dolayı, toplumda demokrasi istismarı ve tek kişilik despot monarşi eğilimleri gözlendiği sonucuna da ulaşılır.
Bir fert ki devlete iki kere köle:
Alıntı: "...Böylece devletin karşısında fert iki kere köledir. Evvela, diğer bütün fertlerle birlikte kanuna, kendisinin olmayan bir iradeye boyun eğmesinden dolayı; sonra da, sosyal dayanışma gereği diğer bütün fertlere boyun eğmesinden dolayı."
"Devlet bir istismar makinasıdır." sözüyle devam ediyor Nurettin Topçu. Devletin yapısı gereği hayatlarımıza getirdiği kanuni sorumluluğun, özel olarak ahlaki olan hiçbir unsur ihtiva etmediğini de belirtiyor. "Benim kaçamadığım ve bana şu veya bu şekilde zorla kabul ettirilmiş olan, hareketimi her taraftan baskı altına alan bir sözleşmeyi ihlal etmem asla ahlaksızlık sayılamaz."
"Pişmanlık duygusu kendimize karşı, irademize karşı hareket etme samimiyetsizliğimizin ispatıdır."
Adalet ve merhamet:
Bu konuyu da isyan yaklaşımıyla açıklayan Topçu, şekli adaletin gerçek adalet olmadığını belirtiyor. Zayıfın kuvvetliden dilendiği adaletin ötesinde, yani dağıtılıp verilen adaletin ötesinde bir adaletin gerektiğini ve bunu sağlamak için evrensel sorumluluk bilinciyle zorbalara karşı çıkmak gerektiğini açıklıyor.
"İnsan, sadece kendi esirliğinden mustarip değildir; o herkesin esirliğinden ıstırap duyar."
Mistik iman
Nurettin Topçu'nun yaklaşımını özel kılan açılardan biri de isyan felsefesini yaratılış ve Allah inancıyla açıklamasıdır. Bu doğrultuda Hallac-i Mansur-'ölmeden önce ölmek', Michelangelo-baskılardan kurtulmaya çalışan köle, Stirner ve Rousseau yaklaşımlarını da yakından incelemiştir.
"İsyan, mistiğin tavrıdır; Allah'a iştiraki ile kendi uluhiyetinin farkına varan mistik, kendine ve herkese yükümlülük getiren insanlık ile kendini ve herkesi kurtaran" kişinin sorumluluğudur isyan etmek... İsyan ve devlet yaklaşımlarını iman boyutuyla da inceleyen, rahat anlatım dili ve detaylarıyla ilgi çekici akademik bir eser. Okumaya değer.
Hakan Genç, Eylül 2015