27 Ekim 2015 Salı

Aksi Gibi - kısadan kısa öyküler

Çok uzun süre önce şahsen tanıştığım, az da olsa bir şekilde sürekli iletişimde olduğum biri Pınar Öğünç. Gazeteciliğini, araştırmacığılını ve ifade yöntemini sevdiğim bir yazar. Şahsen tanıdığım kişilerin kitap, albüm, film gibi eserlerini takip ederken, hem objektif olma kaygımı daha çok yaşayıp, hem de daha keyif alıyorum. Anlamsız bir ikilem belki de.

Keyifle okunan kısa kısa öyküler, her öyküde, günlük hayatın çeşitli detayları yer alıyor. Öykülerin yazım dili, sözlü bir aktarımın yazıya dökülmesi gibi, içten ve hikaye kalıplarından uzak. Kitapta bir araya gelen öykülerin ortak özelliği nedir diye söylemem gerekse, en rahat söylenebilecek şey detay incelemesi olur.

Kitabın tamamı bir bütün olarak kolayca okunan ve gülümseten öyküler içeriyor olsa da, okurken en sevdiğim üç öykü Kalıcı Makyaj, Platonik ve Sayın D1 Blok Sakinleri oldu. Platonik öyküsünü spoiler vererek özetlersem, kitap hakkında daha kolay fikir sahibi olabilirsiniz. Apartmandaki daire kapısının ev ahalisinden bir kadına olan platonik aşkını, her platonik ilişkide olması gerektiği gibi tek tarafın, kapının, gözlemleri üzerinden okuyoruz. Bir kapının gözünden imkansızlığın umudu ve hüzünlü hikayesi.

Farklı hikayelerden iki alıntı:
"...dikkat et, eylülde tipi kayık bir ton köpek görürsün başıboş... zaten öyle çocuğuna hediye diye yaz başı alıp da okullar açılınca sokağa sepetleyen çok. Mevsimlik işçi sanki..."

"'Maalesef bizde daha uygunu yok,' derdi imalı farklı renklerini soran kadına. Karşısındaki anlardı. Sevda'yla Nilgün, aybaşları hesaplarına asgari ücret yatmasından değil, kasanın arkasında 'Bu işyerinde asgari ücret uygulanmaktadır.' levhasından utanıyorlardı. Bunu bir gün birbirlerine itiraf etmiş olsalardı, belki önce kamerayı, sonra da o yazıyı söküp atarlardı birlikte."

Sonuç olarak, kısa sürede keyifle okunan hikayeleri ve detayları incelemeyi seviyorsanız tavsiye edeceğim bir kitap. Ama yine de bu kitapla kalmayıp Pınar Öğünç'ün günlük yazılarını ve yorumlarını da takip edin derim.

Hakan Genç, Ekim 2015

9 Ekim 2015 Cuma

Sofar Sounds - Ev Keyfinde Konser

İlk konserden beri haberdar olduğum ve internet üzerinden olsa da yakından takip ettiğim bir organizasyon Sofar Sounds Istanbul.

Şimdiye kadar Sofar etkinliklerini duymamış olanlar için öncelikle konsepti özetlemem iyi olacak. Sofar Sounds, dünyada 155'ten fazla şehirde gerçekleşen yeni nesil bir müzik deneyimi. Konserler her ay farklı bir evde gerçekleşiyor. Konserler için bilet satışı yapılmayıp Sofar'a kayıtlı olanlar arasında kurayla belirlenen kişiler, o ay gerçekleşecek konsere özel olarak davet ediliyor. O ayki konserde kimin çalacağı ve konserin hangi evde gerçekleşeceği, bu şanslı kişilere konserden bir gün önce eposta ile bildiriliyor. Bunun haricinde konsere kimse katılamıyor.

Eylül konseri için davetli şanslı kişilerden biriydim. Konserden tam 24 saat önce davetli olduğumu belirten eposta geldi. Epostada konserin gerçekleşeceği Etiler'deki evin adresi ve bu Sofar'da yer alacak müzisyenlerin bilgisi İrtifakaybediyoruz, Cansu Kandemir ve Sena Şener yazıyordu. Katılım durumumu teyit ettikten sonra, popüler terimiyle LCV yaptıktan sonra, müzisyenlerin sosyal medyadaki güncel paylaşımlarını kontrol edip konsere kendimi hazırladım.

Konser Etiler'de bahçeli ve şirin bir stüdyo dairede gerçekleşti. Stüdyo daire olması müziği hem salonda, hem de mutfakta dinleme keyfi sundu bize. Etiler'e vardığımızda biz evi ararken, diğer Sofar davetlileriyle sokakta karşılaşmak ayrı bir keyifti. Gizli bir davetin şanslı kişileri olmanın hissiyle minik selamlaşmalar ya da adres sorarken doğrudan diğer Sofar ziyaretçilerine yönelmek o akşamki detay gözlemlerimizden bazılarıydı.

Sofar konserlerinin ev ortamında yapılması kadar bir diğer önemli özelliği de sadece müzisyenlerin ön planda olması ve dinleyicilerin telefonuyla bile oynamayıp birbiriyle konuşmadan müziğe yoğunlaşması. Davet epostasında bu durum açık bir şekilde yazıyor olsa da Sofar Istanbul'un ilk günden beri direktörlüğünü başarıyla yapan Eda (Demir), bu konuda tekrar minik bir hatırlatma gerçekleştirdi. Sonuç: Mükemmel bir deneyim! Kimsenin konuşmadığı, telefon titreşiminin bile duyulmadığı bir ev konseri izledik.

İrtifakaybediyoruz: Peyote'den aşina olduğum bir grup. Ambient ve experimental tarzını güzel icra ediyorlar. Elektronik ağırlıklı bir müziği, ev ortamında çalmak pek kolay olmasa da performanslarını sevdim.

Cansu Kandemir: Sofar Sounds Tokyo'dan keşfedilip bize ulaşan bir ses. İsviçre'de yaşayan Cansu Kandemir, sırf bu Sofar'da sahne almak için İstanbul'a gelmiş ve iyi ki de katılmış. Sofar sahnesine çok yakışan performansını ve sesinin pürüzsüzlüğünü çok sevdim. Soft vocal ve lounge olarak dinlenebilecek bir ses. Takipte kalmanızda fayda var.

Sena Şener: Hakkında hiçbir şey bilmeden dinledim Sena Şener'i. Henüz lise öğrencisi ve tanımlaması pek de kolay olmayan özel bir sesi var. Söz ve müziği kendisine ait olan 'Çirkin Dünya' şarkısı Sena'nın sesi hakkında size fikir verecektir. Katıldığımız Sofar esnasında çekilen görüntülerden oluşturulan bu video, konserden kısa bir süre sonra paylaşıldı.