17 Şubat 2017 Cuma

Çizgilerle Nietzsche


Bazen bir alışkanlık, bazen de okuma zevkinin farklı bir boyutu bence çizgi romanlar. Epeydir uzak kaldığım çizgi roman dünyasına güzel bir eserle tekrar giriş yaptım. Kadıköy-Yeldeğirmeni'ndeki çizgi roman dükkanı Kuzgun'u gezerken, dikkatimi çekti Nietzsche - Özgürlüğü Yaratmak kitabı. Nietzsche felsefesini anlatmak için çok yüzeysel kalsa da, hayatının temel noktalarını keyifle okumak için güzel bir seçenek. Çizimleri ve metni (ayrıca çeviriyi) sevdim, başarılı bir eser olmuş. Kalın edebi eserlerden sıkılınca bir nefes almak için düşünebileceğiniz bir kitap. Bir de bir oturuşta kitap bitirmenin keyfi de tarifsiz.

4 Şubat 2017 Cumartesi

"Belkide"

İhtimaller denizinde yaşıyoruz, bilinmezliklerden umut bularak. Günlük tempo içerisindeyken çok sık kullandığımız bir deyiş oldu, "N'olsun, koşturuyorum." kalıbı. Ama bu koşturmadan biraz uzaklaşınca, aslında çok farklı dilek ve umutlarla dolu olduğumuzu görüyoruz. Yaşadığımız çaresizlik, bir umut ringi. Yenilginin ardından yola devam etmek, bir ihtimaller denizi kurmak sürekli yeni baştan.

Buradaki yazarımız gibi siz de yazım kuralları konusunda hassas biriyseniz, başlığı yazım hatası olarak görüp büyük ihtimalle rahatsız oldunuz ve ilk paragrafı okuyup bitirmenize rağmen aklınıza bu hata takıldı. Oysa bilinçli bir seçimdi bu ifade.

Her bilinmezlik yeni bir umut taşıyor dersek her yeni bir gün, farklı bir yol, değişik kombinasyonlar daha iyiyi getirir belki. Bu durumda, kendi "belki" tanımımızı, isteklerimizi kişisel ve kurtarılmış bir bölge / ada olarak ifade edebiliriz. Umutlarımızın gerçek olacağı bir yer ismi Belki. Belkide yaşıyoruz.

01:06 31/01/2017
HaKaNgenc

26 Eylül 2016 Pazartesi

Sputnik Sevgilim / Murakami (Rodos'a bakarak Rodos'u okumak)

Haruki Murakami'den yine bir yolculuk kitabı. Yolculuklarda kolay okunan, edebiyat yönü güçlü olmayan eserler için bu tanımı kullanıyor olsak da; Murakami'den bahsediyorsak bu tanım yetersiz (hatta geçersiz) kalıyor. 

Belki de hiç olmayan bir ilişkideki üçüncü kişinin dünyanın bir ucundan Rodos'a gelmesi, romanın önemli noktalarından birini oluşturuyor. Romanın ilk başlarındaki durağanlık bitince ortaya bir çırpıda okunan heyecanlı bir hikaye çıkıyor. Bu kitabı okurken benim için güzel bir tesadüf de kitabın Rodos Adası'yla ilgili sayfalarını okurken yeşilliklerin arasında bir dağ evinde bulunmam ve Rodos'u karşıdan seyrediyor olmamdı. Evet, ambiyans önemli:) 

İsmini bilmediğimiz (ve roman içerisinde "K." olarak tanımladığımız) anlatıcı, dile getirmediği aşkını yollara düşerek ifade ediyor. Bence, bu ifade etme süreci en çok da kendi kendine yaptığı bir değerlendirmeyi yansıttığı için önemli. Zira, K.'nın sorularının yanıtlarından çok, bu yolculuk sonunda kendi duygularını görmesi benim için hikayenin en güzel detayını oluşturuyor.

Hakan Genç
BdBG Blog / Eylül 2016
Bilsek de Bilmeden Gelsek

23 Eylül 2016 Cuma

Babalar ve Oğullar / Turgenyev

Yakın zamanda ardışık okumaya devam ettiğim diğer bir yazar da Turgenyev oldu. Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü'nden sonra Babalar ve Oğullar'ı okudum kısa bir sürede. Buradaki Gecikmiş Klasikler kategorisine çok rahat girecek bir eser. Şimdiye kadar epey kişisel bir şekilde okumaya elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Nihilizm nedir, doğru ve yanlış hangi durumlarda ne kadar kişisel tanımlardır bunları yansıtan güzel bir eser.

Romandaki güçlü diyaloglar, özellikle bilgiyi ve ahlakı sorgulamak için önemli kıvılcımlar yaratıyor. İsminde de geçtiği üzere, roman temelde nesiller arasındaki anlayış farklarını yansıtsa da bence Turgenyev'in insanların farklı tutumlarını bir arada neden-sonuç ilişkisinden bağımsız inceleyen tavrı bence romanın ilerleyen sayfalarında daha belirgin ve önemli hale geliyor.

1800lü yılların ortalarındaki gençleri eleştirirken kullanılan "Eskiden okuyup öğreniyordu gençler; çevrelerinde cahil tanınmak istemediklerinden ister istemez öğrenmeye çalışıyorlardı. Ama şimdi şöyle demek yeterli oluyor onlar için: 'Dünyada her şey saçma!' Bu kadarla iş bitiyor! Şimdi nihilist olup çıktılar." tanımı nesillerden belli ki değişmeyen bir yakınmaya işaret ediyor.

Gereksiz yere gösterilen minnettarlık duygusundan bahsederken, bunun genç yüreklere ağır gelmeyeceğinin belirtilmesini de aslında olgunlukla kazanılan bir sağduyu göstergesi olarak yorumlayabiliriz. Turgenyev'in iki eserinde de geçen düello davetleri ve bu düelloların beklenmeyen sonuçları, belki de günümüzün gereksiz meydan okumalarına kıyasla daha az sorunlu yaklaşımlar. Buradan yola çıkıp meydan okuyarak varlığını göstermek tutumunun, modernizmle birlikte daha da sıkıntılı bir hal aldığını belirtebiliriz.

Aslında Babalar ve Oğullar'dan zevk almak için bu kadar derin analizlere gerek bile yok. Arkadiy ve Bazarov'un başına gelenleri okumak, aristokrat yaşamın eleştirisini incelemek kadar keyifli.

Hakan Genç
BdBG Blog / 28 Ağustos 2016
Bilsek de Bilmeden Gelsek

1 Eylül 2016 Perşembe

Belki de tek bir şarkıyı yaşıyoruz.

Mecralar-arası yolculukta keşfettiğim bir kısa film: A Single Life. Spotify'da farklı şarkılar arasında gezinirken karşıma çıkan bir soundtrack'i çok sevip 2-3 kere dinledim ve ardından filmi aramaya başladım.

2015 Oscar'ları için en iyi kısa film dalında aday olmuş bir animasyon. Aslında Oscar adaylığından dolayı çok da gizli kalmış bir keşif değil, belki zaten bildiğiniz bir film. Sinemada daha önceden farklı şekillerde işlenen hayatın geri-döndürülemezliğine yapılan farklı bir vurgu. Carpe diem diyince klişe olsa da sinemada halen yaratıcı kullanımlarını gördüğümüz bir konu. Plağa kaydedilmiş bir hayatı yaşıyoruz, hayatımız belki de bazı yerleri nakarat olan tek bir şarkıdan ibaret.

http://dovga.com/video/5775/a-single-life/short-films

Kısa film YouTube ve Vimeo'da yoktu, pek tercih etmesem de bu sefer vk üzerinden link veriyorum. Bakalım zamanla link uçmaz umarım, a.k.a. kurbağa.

Link uçmuş olursa da eliniz boş göndermeyeyim, YouTube üzerinden şarkıyı dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=HjmGUXr32I0

26 Ağustos 2016 Cuma

Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü / Turgenyev

"Lüzumsuzsa söndür", bu kitabı elime aldığımda aklıma gelen ilk ifade oldu. Turgenyev hayatı boyunca Türkiye'deki resmi dairelerdeki bu lafı görmemiş olsa da kitabı bitirdiğim zaman bu uyarının kitaptaki karakterin hayatını özetlediğini düşündüm. Ölümcül bir hastalıktan dolayı ömrünün son günlerini yaşayan ve bu zamanı kendi geçmişinden küçük bir kesit aktarmaya ayıran bir adamın hikayesi.

Umutsuzluğun kademe kademe gelişimini ve dibe batmak için insanın nasıl da yoğun çaba harcayabileceğini gösteren bir eser. Turgenyev'in hayat yaklaşımı hakkında ipuçları veren minik bir rehber olarak da tanımlayabiliriz bu kitabı.

"Bilindiği üzere bir insan mutluyken kafası pek çalışmaz." diyen bir yazarın kendi mutsuzluğunu yüceltmesi ve aynı zamanda lüzumsuz yere geçirilen bir ömrün ısrarla bir anti-kahramanlık hikayesine evrilmesi bir tesadüf olamaz.

Düelloya bile "Siz sanki bana hakaret ettiniz?" şeklinde kibarca ve aşağılanarak davet edilen bir anti-kahraman, zaten hayatta herhangi bir konuda nasıl başarılı olabilirdi ki?

"Ah siz edebiyatçılar benim için çok fazlasınız!" sözünü ise Turgenyev'in sanatı da yok sayan nihilist karakterlerinin bir yansıması olarak ele alabiliriz.


Hakan Genç
BdBG Blog / 26 Ağustos 2016
Bilsek de Bilmeden Gelsek

23 Ağustos 2016 Salı

Tante Rosa - Sevgi Soysal'dan 'kadınca bilmeyişler' tarifi

Aklımın bir köşesinde yer edip sahafta karşıma çıkınca mutlu olduğum kitaplardan biri de Sevgi Soysal'ın Tante Rosa'sı oldu. Kitapçıya gidip klasikler bölümünden bir eser seçmenin önemli bir heyecanı yok benim için; zaten o seçilmiştir-klasiktir, kitabı aldıktan sonra onu okurken heyecan başlar. Oysa bir klasik eseri ya da okumalıyım ben bunu dediğim eski dönemlerden bir kitabı sahaf köşelerinde bulmak bambaşka bir keyif.

1985'ten bugüne gelmiş 4. basımını buldum Beşiktaş'ta sahafta. Kitabın sonundaki söyleşiden öğreniyoruz, Tante Rosa aslında Sevgi Soysal'ın kendisinin, anneannesinin ve teyzesinin bir bileşkesi. Kadınlık serüveninin içten anlatımı, mücadele ederek kaybeden bir içtenlikle yansıtılıyor. İdealize edilen dünyalarda herkesin bir kahraman olması beklenirken, bazen kendi hayatımızın anti-kahramanı oluruz. Bunun farkında olmamak ise insana beyhude bir yorgunluk verir. Tam da bu yüzden, doğru tespit ettiğimiz zaman, anti-kahramanlığı kötümserlik değil, hayatın kendisi olarak düşünürüm. Ki Sevgi Soysal'ı okurken de bunun örneklerini hissetmeyi sevdim.

"... hiçbir şeyi bilmemek ya da, ama hiçbir şey bilmediğini de bilmemek, yararsızlığı bilmek, yararsızlığı."

"Rosa, bir çocuk gibi küskün.
- Sen bir otomobil misin, bir çamaşır makinası mısın, bir elektrik süpürgesi misin ki senden bir önceki modelin bozukluklarından sıyrılmış olarak piyasaya sürülmek istiyorsun?"

Ev ev dolaşıp boş şişeleri toplayarak, papağan almak için para biriktiren bir kadın Rosa.

Hakan Genç
BdBG Blog / 23 Ağustos 2016
Bilsek de Bilmeden Gelsek