Bir şekilde hep ileriye attığımız işler vardır; bir elimiz ona giderken, diğer elimizle ona engel oluruz. Hep daha uygun, daha da iyi bir an varmışçasına bekleriz. Benim için bazı yazarların kitaplarını okumak da bu kategoriye giriyor. Sabahattin Ali eserlerini okumak için ben de böyle bir an, hatta bir çeşit ilham bekliyordum. Çok sakin geçirmeye karar verdiğim yaz tatilimde (tatille ilgili AYRI bir entry gelecek), Kuyucaklı Yusuf'u ilk sıraya koydum.
Doğrudan romanla ilgili olmasa da Yapı Kredi Yayınları basımından okuduğum bu kitapla ilgili benim sevmediğim tek konu, arka kapak yazısı oldu. Genel prensip olarak, zaten okumayı düşündüğüm kitapların arka kapak yazılarını okumadan kitaba başlarım. Bunda da öyle yaptım, ama kitabın sonlarına yaklaşmışken arka kapağa göz attığım zaman buradaki alıntının çok kötü seçildiğini, esas hikayenin sonu hakkında doğrudan bir fikir,
spoiler, verdiğini gördüm. Keşke kitapların kapak tasarımlarına hem görsel, hem de metinsel olarak daha çok önem verilse.
Roman, ilk üç sayfasıyla beni kendine bağladı; ki devamı da bu şekilde geldi. Kuyucaklı Yusuf'un ailesinin katledilmesi ve buna şahit olması, elbette karakterini etkileyecekti; ama hikayenin geri kalanındaki etkileyicilik, bu şok edici temel kurguyu bile ikinci planda bıraktı. Kötü bir evlilik neticesinde hayata küsen kaymakamın Yusuf ile tanışması ve onu evlat olarak yetiştirmesi, farklı toplumsal kesimlerin bir araya geldiği ilk bölümü oluşturuyor. Ardından, Kuyucaklı Yusuf'un mertlik ve romantikliği bir arada yaşadığı erken yaşta başlayan yetişkinlik dönemi başlıyor. Kuyucaklı Yusuf ile Muazzez arasındaki ilişki belki kendiliğinden oluşuyor, ama çok büyük emek ve fedakarlık ile şekilleniyor. Yeraltı edebiyatında bile görülmeyen karanlık bir anlatım ile Anadolu motiflerinin iç içe geçmesi ise kitaba ayrı bir boyut katıyor.
Kitabı bitirdikten sonra dikkatimi çekti, kitapta altını çizdiğim cümle hiç olmamış. Buradan da yola çıkıp tüm hikayenin etkileyiciliği önplanda diyebilirim. Bununla birlikte, romandaki iki betimlemeyi çok sevdim. Birincisi, Salahattin Bey (kaymakam) üzerinden yapılan ve toplumda engellenemeyen bir hastalık gibi nitelenen zorunlu evlilik eleştirisi (YKY, 63. baskı, sayfa 12) ve ikincisi de çocuklar arasındaki sosyal sınıfların günümüz toplumunu çok iyi yansıtan analizi (sayfa 20-21). "Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir." diye başlar ve evde meram anlatamaz, bütün insanlardan şüpheye düşer diyerek devam eder zorunlu olarak evlenen insanların dramını anlatırken. Bu tanıma göre, bir insan şayet kötü (ve zorunlu) bir evlilik yaptıysa, toplumda bundan sonra yapması gereken ses çıkarmadan ve dosta düşmana pek belli etmeden bu derdi sürükleyip götürmektir.
Okumakta geciktiğim bir roman olsa da kendimi vererek okuma fırsatı bulmam, romanı daha çok sevmemi sağladı. Hazır kendimde bu ilhamı bulduktan sonra, şimdi Sabahattin Ali'nin diğer eserlerini ardışık olarak okuyabilirim.
Temmuz 2015